Egon Van Herreweghe, kent yaşamının çoğu zaman gözden kaçan mimari unsurlarından biri olan dükkan tentelerini sanatının merkezine taşıyor. Footnote Gallery’de gerçekleştirilen “Menu” isimli sergide sanatçı, mağaza cephelerinde işlevsel bir amaçla kullanılan bu yapıların yalnızca yağmurdan ya da güneşten korunmayı sağlayan mimari parçalar olmadığını; aynı zamanda sokakların görünüşünü, karakterini ve kentlerin kimliğini şekillendiren unsurlar olduğunu ortaya koyuyor.
Van Herreweghe’nin yaklaşımında dükkan tenteleri, ait oldukları ticari yapılardan koparılarak başlı başına heykelsi nesnelere dönüşüyor. Böylece gündelik hayatta çoğunlukla fark edilmeyen bir mimari detay, sokağın görsel deneyimini belirleyen bağımsız bir forma kavuşuyor. Sanatçının daha önceki çalışmalarında da gündelik nesneleri ve ticari görsel kültürü yeniden ele aldığı görülüyor. Örneğin Discounts serisinde indirim kültürünün görsel dilini kullanırken, Billboards adlı yerleştirmesinde de reklam panosunu gerçeklik ile kurgu arasındaki sınırı bulanıklaştıran mekana özgü bir çalışmaya dönüştürmüştü.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Dükkan tenteleri kentsel kimliğin parçası
Sanatçının bu yeni serisinde dikkat çektiği noktalardan biri de dükkan tentelerinin yalnızca tek tek binalarla ilişkili olmaması. Bu yapılar, tekrar eden biçimleri, malzemeleri ve konumlarıyla sokakların kendine özgü atmosferinin oluşmasına katkıda bulunuyor. Van Herreweghe, onları heykel olarak ele alarak mimari ile sanat arasındaki sınırı da sorguluyor.
Egon Van Herreweghe’nin sergisi, galerinin çevresindeki mahalleden ilham alıyor. Türk restoranları ve diğer bağımsız işletmelerle çevrili bu sokaktaki dükkanların vitrinleri, bölgenin görsel karakterinin oluşmasına katkıda bulunuyor. Sanatçı, kentlerin “başka yer” fikrini nasıl inşa ettiğini ve bunun arkasındaki mimari dili ele alıyor. Le Bistrot, Gelateria, Greece ve Chinese Restaurant adlı dört çalışma; harf biçimleri, renkler ve formların tanınabilir kombinasyonlarından yararlanarak belirli ulusal veya kültürel çağrışımlar yaratıyor. Çalışmalar, ticari mimarinin bir mekanı çoğu zaman kolayca okunabilen işaretler bütünü içinde nasıl sıkıştırdığını ortaya koyuyor.
Galerinin beyaz duvarlarına yerleştirilen dükkan tenteleri, gerçek hayattaki benzerlerinden biraz daha küçük ölçekte üretilmiş olsalar da, kullanılabilir bir mimariye dönüşmeden, insanlara tanıdık gelen bir korunaklılık hissini çağrıştıracak kadar fiziksel varlıklarını koruyorlar. Cephelerden, işletmelerden ve müşterilerden ayrılan tenteler, kendi başlarına sergileniyor ve izleyicileri gündelik kentsel deneyimin içinde normalde arka plana çekilen görsel sistemleri düşünmeye davet ediyor.
Metal çerçeveler üzerine gerilmiş ve boyanmış pamuktan üretilen heykeller, çağdaş sanat bağlamında sergilenmelerine rağmen ticari nesnelerin görünümünü bilinçli olarak koruyor. Eserlerin üretimini yaptırmadan önce tasarımlarını kendisi geliştiren Van Herreweghe, gündelik görsel kültürü galeri ortamına taşıyarak sanatçının eserdeki rolü, özgünlük ve değer gibi konulara yönelik ilgisini sürdürüyor.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Görsel: Egon Van Herreweghe Fotoğraflar: Thomas Min





