Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı

Bir Doğu Güzellemesi: House of Sól

Bir Doğu Güzellemesi: House of Sól

House of Sól markasının özünde yatan değerleri, markanın ortaya çıkış sürecini ve gelecek planlarını kurucusu ve yaratıcı yönetmeni Nazlıcan Yöney ile konuştuk.

Bir mücevher markası olan House of Sól (HoS); her biri eşsiz el yapımı ürünlerinden uzun bir ar-ge süreci sonucunda ortaya çıkan kilit mekanizmasına, özel olarak hazırlanmış teşekkür kartlarından katalog çekimlerindeki model tercihine, mücevherler için hazırlanan kutulardan ürünlerin tasarım süreçlerine kadar her adımında bir öznellik, özen içeriyor.

Köklerini Doğu güzellemesine dayayan marka, kendini Anadolu’nun hikayeleriyle ve değerli taşlarıyla gösteriyor. Giyilebilir bir çağdaş sanat ürünü olarak tanımlayabileceğimiz her bir tasarım ise geleneksel yöntemlerle kadınlar tarafından kadınlar için yapılıyor.

Kurucu Nazlıcan Yöney, Turquerie kavramını yeniden ele alıyor

Markanın kurucusu ve yaratıcı yönetmeni Nazlıcan Yöney, zanaatta ustalaşmak için bir tarafta kurumsal hayatını devam ettirirken diğer tarafta hafta sonlarını yüzyıllık tasarım geleneğine sahip Kapalıçarşı’da geçiriyor. Zanaatkarlığı ustalarından öğreniyor ve HoS markasının temellerini 2020 yılında atıyor.

Markanın temeli eski bir doğu güzellemesi olan Turquerie temasına ve bu temanın postmodern, feminist bir yorumuna dayanıyor. 17.yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da başlayan bir akım olan Turquerie, Avrupa’nın o zamanların doğunun pek de bilinmeyen egzotik yaşam tarzına merak sarmasıyla ortaya çıkıyor. Sanat, edebiyat, mimari, giyim kuşam, ev döşeme gibi farklı alanlarda doğu temasını benimseyen estetik anlayışlar süreç içerisinde Osmanlı topraklarından Avrupa’ya geçiyor ve Avrupa aristokrasisinde, entelektüel çevrede ilgi görüyor. Kurucu Nazlıcan Yöney ise bu eski kavramı yeniden ele alıyor. Bu hayranlığın arkasında yatan ötekileştirmeye ve metalaştırmaya karşı çıkıyor. Cinsel ve estetik fantazi nesnesi haline getirilen Doğu’nun kadınlarının gözünden bu bağlamı yeniden kurguluyor.

Tamamı el yapımı, tamamı HoS tescilli tasarımlar markanın lansmanını gerçekleştirmesiyle satışa sunuldu. Biz de markanın hikayesini, üretim sürecini, arkasını dayamış olduğu fikirleri ve gelecek planını Nazlıcan Yöney ile konuşma fırsatı yakaladık. Keyifli okumalar!

House of Sól, duruşu olan bir “yaşam tarzı” markası

HoS’un hikayesinde ve ortaya konan emeğin her adımında (mektup kağıtları, kargo kutuları, tasarımlar, çekimler v.s.) öznellik, özen ve standartların dışına çıkma durumu mevcut. Bu özen sadece kişisel isteğiniz doğrultusunda mı ortaya çıkıyor. Yoksa markanın hikayesinin içinde de olan doğu güzellemesinin, geleneksel yöntemlere bağlılığın bir parçası mı?

Nazlıcan Yöney: House of Sól, yani Güneşin Hanedanlığı, çok net bir manifestosu, duruşu olan bir “yaşam tarzı” markası. Var olma amacı çağdaş sanat, siyaset bilimi ve feminist tarih bağlamlarında “egzotik diyar” olarak görülen Doğu coğrafyasını yapılan bir iade-i itibar. Markanın temeli eski bir Doğu güzellemesi olan Turquerie temasının aslında postmodern ve feminist bir yorumu. Turquerie, 17. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da başlayan bir akım. O zaman kadar bilin(il)meyen, erişil(e)meyen, gizemli “Küçük Asya” topraklarına Avrupalıların kabulü ile ortaya çıkan, Avrupalıların gözünden Osmanlı iç mimarisini, kostümlerini, fikirlerini, estetik algısını, yaşam tarzını ve kültürüne karşı oluşan bir hayranlık ve özenme. 

HoS mücevherlerine ait her bir hayal ve onun en ufak ayrıntısı da tam bu olarak bu bağlamda ele alındı; el yapımı kağıtlara yazılan teşekkür notlarından, coffee table book şeklinde tasarlanan, üzerinde orijinal sanat eseri barındıran mücevher kutularına, her sezon farklı kadın sanatçılarla o sezonun temasını anlatan eserler komisyon ettirmemize kadar aslında tüm bu süreç HoS sunduğu ana ürün ve tecrübe.

house of sól

HoS markasının her adımında dayatılan standartlara karşı bir duruş ve özen hissediliyor

Katalog çekimlerindeki fotoğraf sanatçısı ve bu çekimlerde yer alan modelde de standartların dışında durmaya özen gösterdiniz. Modanın içindeki standartlaştırılmış kalıpların dışına çıkma isteğinin arkasındaki motivasyondan bahseder misiniz?

Nazlıcan Yöney: Aklı başında bir kadın olmam. 

Bize empoze edileni, kısa zaman içerisinde başarıya ulaşmak için kısa yol olarak görüp,  kabul edip, tekrarlamalarımız asıl sistemi var eden. Çekimleri bir moda çekimi gibi kurgulamamam, model olarak 36 beden bir genç kız seçmemem, Instagram hesabını bile bir mücevher markasından ziyade Doğu’ya ait bir “cabinet of curiosity” olarak kürate etmem sistemi eleştirmenin ötesinde, aksiyona geçen düşünceler olması amacıyla yapıldı. 

Hızlı tüketilen bir moda markası olmaktansa, hikayesi ve derinliği olan kıymetli eşyalar klasmanında yer almak istiyoruz. 

house of sól

Kargo kutularını da tüm bu süreçte olduğu gibi basit bir üründen çıkarıp birer sanat eserine dönüştürmüşsünüz. Her sezon için farklı bir tasarım süreci mi gerçekleştireceksiniz? Bu konsept önceden mi belirleniyor yoksa sanatçıya göre mi şekilleniyor?

Nazlıcan Yöney: Bilhassa pandemi ile birlikte hepimizin evine giren online alışveriş kargo kutuları inanılmaz seviyelere ulaştı; eve daha girmeden kapıda çöpe yığdığımız çirkin kahverengi kutular yerine, HoS mücevherlerinin kutularını daha özenli ve sanatsal bir süreç içerisinde kurgulayarak kendi başlarına bir sanat eseri rolü üstlenmelerini istedik. Hayalimiz bundan 20 yıl sonra, 2021 HoS kutularını müzayedelerde görmek. Bu amaçla her sezon Doğu topraklardan çıkan “up-and-coming” bir kadın sanatçıyla çalışacağız. İlk sezonumuzda Gökçe İrten ile çalıştık, kendisi bize postmodern, feminist bir harem çizdi. Yüzyıllarca Batı’nın gözünde fantezi nesnesi haline getiren haremi ve Doğu’nun kadın figürlerini bu sefer yüzyıllık çinilerin önünde,  vintage bir Şark halısı üzerinde ellerinde kokteylleriyle Simone de Beauvoir ve Virginia Woolf okuyup, feminizm tartışırken görüyoruz. Bu esans tam da HoS kurulduğu baz; Doğu’nun sanatı ve zanaatıyla, kendi olmaktan korkmayan, cesur kadınlarla buluşması. 

Kapalıçarşı’daki kadın ustaların ellerinden çıkan eserler

Üretim sürecinden biraz bahsetmeniz mümkün mü? Kapalıçarşı’daki kadın ustalar tarafından yapıldığıyla ilgili bir bilgi var. Kimdir bu ekip? Sabit kişilerden mi oluşuyor yoksa sürekli değişiyor mu? Tasarımların ve üretimin onay süreci nasıl ilerliyor?

Nazlıcan Yöney: Kapalıçarşı son derece erkek egemen ve köklü bir ekol. O çembere tamamen dışarıdan bir yabancı olarak girmek, ustaların yanına onların yapacakları işleri tasarlayan bir tasarımcı olarak oturmak, müşteri olarak oturmaktan son derece farklı bir tecrübe. 

Kapalıçarşı’ya çok uzun yıllardır, bulabildiğim her fırsatta giderek, turistik tecrübenin ötesindeki gizli, daracık, karanlık, eski bedestenleri ve içlerindeki yüzyıllık gelenekleri, zanaatları devam ettiren, farklı farklı ekollerden ustaları keşfediyorum. Kendi aralarında müthiş bir organik bir süreç de var; örneğin genelde HoS gerdanlıklarımızı 7-8 farklı usta yapıyor; biri bitiriyor, diğerine devrediyor, süreç içerisinde başka bir adımın bir kısmına başlanıyor gibi. Tüm bu resme ilk baktığınızda siz saf bir kaos çıktı diye düşünüyorsunuz bu çok seslilikten, halbuki yüzyıllar içerisinde kemikleşen bir harmoni ile iş kendi ritminde yavaşça oluşuyor. 

Çarşı’daki kadın ustaları bulmak ve onlarla çalışma fırsatı yakalamak ise HoS’un en büyük şanslarından. Her sektörde olduğu gibi bambaşka seviyede ve kalitede işler çıkarıyorlar orada da. Modele göre farklı zanaatlardan ustalarla çalışsakta Çarşı’da HoS’un sabit bir ekibi ve süreci yöneten kadın “ustabaşımız” var. Pandemi sebebi ile tasarım süreci tamamlandıktan sonra üretimi tamamen online platformlarda götürdük; uzaktan toplantılar, sunumlar, tablolar… Hem benim, hem de ustalarım için eğlendirici ve eğitici bir süreç oldu.

house of sól

Kilit sistemini özel olarak merak ediyoruz? Tasarım ve yaratım sürecinin arkasındaki hikayeden bahsedebilir misiniz?

Nazlıcan Yöney: En başından beri kilit mekanizmamız HoS’un en kıymet verdiği tasarım objelerinden biriydi. Hem tasarımının en ince ayrıntısına kadar delirdiğimiz gerdanlıkların tecrübesini 360 derece tamamlayacak hayati bir parçası olduğu için, ama asıl önemlisi markanın en kıymet verdiği, tasarımların sadece mücevher olarak değil; aynı zamanda evlerimizde, sofralarımızda kullanabileceğimiz bir dekorasyon objesine dönüşümünü destekleyebilmesi için. Amacımız kullandığımız bu heybetli, son derece üç boyutlu mercanları, turkuazları, incileri, elmasları mücevherlik görevinden ontolojik olarak koparmak ve onun başka fonksiyonları kazanmasında özgürlük alanı sunmak. Kıymetli taşlardan yapılmış bir taş dizesini aslında gerdanlık yapan en hayati görev kilide düşüyor. HoS kilitlerinin mantığı da bu akışkanlığı sağlamak, bu amaçla kilitler gerdanlıklardan tamamen ayrılabilecek şekilde tasarlandı ki sahipleri ona istedikleri yeni alanları bulmada özgür olabilsinler. 

En başından beri hayalimiz buydu ama bunu gerçeğe dönüştürmek, sınırsız çizimler, kalıplar, ustalarla toplantılar, tartışmalar, prototip üretimlerinden oluşan 1,5 senelik bir ar-ge sürecimiz sonunda oldu. En sonunda içimize sinen ve 6 aylık deneme sürecinden sonra hepimizden geçer not alan tasarımımızın fikri mülkiyet haklarını alarak markanın alamet-i farikalarından biri haline getirdik. 

Markalaşma sürecinde yaşanan zorluklar ve gelecek planları

HoS’u ortaya çıkarma sürecinde yaşadığınız zorluklar neler oldu? Tüm bu özel malzemelerin temini (kağıtlar, çekimler v.s.), üretim ve satış sürecinde sürekli hareketli olan döviz kurlarının size etkisi nasıl oldu?

Nazlıcan Yöney: Türkiye’de tasarım, hele ki mücevher tasarımı son derece zor bir iş. Kapalıçarşı’da telefon ekranında gösterilen modeli sorgusuz sualsiz kopyalayan kuyum ustasından, onu kopyalatmaya götüren müşterinin hayata bakış açısına kadar katman katman üzerine konuşulup düşünülmesi gereken bir sektör. 

İşin tasarımındaki zorluklar kadar, iş dünyası dili ile konuşacak olursak sektöre giriş bariyerleri de keza son derece yüksek; uzun süre yatırım yapıp yapıp ancak sonrasında karşılığını alabileceğiniz bir iş modeliniz var. Ve bu yatırımlar Türkiye gibi bir ülkede, düzenli olarak altın ve gümüş almakla başlıyor, biliyorsunuz bu madenlerde fiyatlar aylarca devamlı olarak arttı; zaten Kapalıçarşı’da Türk Lirası kullanılmaz tüm ustalar ve işçilikler Amerikan Doları bazından ödenir. Finansal olarak ne kadar talepkar bir yatırım sürecinden geçtiğimizi anlatamam. 

Son olarak marka duruşu olarak her zaman el yapımı, hikayesi olan tasarımları sınırlı sayıda, sipariş usulu üretimle ilerlediğimiz için bol miktarda yapalım sürümden kazanalım gibi bir modelimizde olmadı ve olmayacak. Tüm bu seçimler ve prensipler HoS’un DNA’sını oluştursa da, tabi ki kendi gerçekliğini ve zorluklarını da yaratıyor.

HoS için gelecek planlarınız neler? Markayı nasıl konumlandırıyorsunuz? Hedef kitleniz kimler?

Nazlıcan Yöney: Mücevher sektörü ve onun iletişim stratejisine baktığımızda, tüm bu kolyeleri, yüzükleri aktif olarak  karısına, sevgilisine hediye olarak satın alan kişi hep erkek olur. Bu son derece kokuşmuş bakış açısının acilen bitmesi ve HoS’un modellerinin kadınların kendileri için gidip almaları en büyük hayalimiz. Bir kadına tüm modellerimizi satma gibi bir gayemiz yok; fakat onun en kıymet verdiği mücevherlerden biri olma hayalimiz var: adeta bir şövalye kalkanı giyer gibi önemli bir sunumunu yapmaya giderken, sıkıcı bir iş yemeğine giderken ya da son kullanım tarihi geçmiş kocasını boşarken takmak isteyeceği. Çünkü bu gerdanlık kadınlar için, kadınlar tarafından tam da bu amaçla tek tek, çok özenilerek yapıldı.

Görsel: Nazlıcan Yöney