Yeni binalar çoğu zaman kusursuz mimari render’larla kamuoyuna sunuluyor. Bu görsellerde ışık her zaman ideal, çevre düzenlemesi kusursuz ve mekanlar insanlarla dolu. Ancak bu estetik sunum, yapının şehirle ve insan ölçeğiyle kuracağı gerçek ilişkiyi çoğu zaman gizliyor. AntiRender, tam olarak bu noktada devreye giren bir karşı-araç olarak dikkat çekiyor ve bir bakıma mimari render illüzyonunu bozuyor.
AntiRender’ın kurucusu Magnus Hambleton, mimari render’ların özellikle modernist ve büyük ölçekli yapıların şehirlerde bu kadar yaygınlaşmasında önemli bir rol oynadığını savunuyor. Hambleton’a göre bu projeler, gerçekte olduğundan çok daha çekici gösterilerek kabul görüyor. Oysa şehirler, yaya seviyesinde deneyimlenen ve insanlarda ilgi uyandıran mekanlar olmak zorunda.
Nasıl satılacağı değil, nasıl yaşanacağı önemli

Hambleton tarafından geliştirilen AntiRender, klasik mimari görselleştirmelerin tam tersini yapıyor. Platform, projeleri estetik filtrelerden, ideal ışık koşullarından ve dikkat dağıtıcı kalabalıklardan arındırarak, bir yapının sıradan bir günde şehir dokusu içinde nasıl algılanacağını gösteriyor. Böylece AntiRender, mimari projelerin yalnızca “nasıl satıldığını” değil, “nasıl yaşanacağını” görünür kılmayı hedefliyor.
Mahallelerinde önerilen yeni projeleri daha eleştirel gözle değerlendirmek isteyen kentliler yararlanabilir
Lovable altyapısı (yapay zekâ destekli ürünlerin çok hızlı şekilde geliştirilmesini sağlayan bir yazılım altyapısı / platformu) ve yapay zekâ desteğiyle geliştirilen AntiRender, özellikle mahallelerinde önerilen yeni projeleri daha eleştirel gözle değerlendirmek isteyen kentliler için alternatif bir bakış sunuyor. Platform, mimari render’ların yarattığı iyimser tabloya kapılmadan önce, projelerin gerçek etkisini düşünmeye davet ediyor.
AntiRender’a buradan erişebilirsiniz.
Görsel: AntiRender, Magnus Hambleton





