Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı

Yayıncılar Topluluk Yaratabilecek Mi?

Yayıncılar Topluluk Yaratabilecek Mi?

Bağımsız ve online yayınların en büyük sorunlarından biri topluluk yaratabilmek. Peki, kutuplaşan iklimde topluluk yaratmak mümkün mü?

Dijital yayınların ekonomik sürdürülebilirliği şu sıralar hem dünyanın, hem de Türkiye’nin gündeminde. Sebep de malum. Basılıdan dijitale geçiş süreci son düzlüğe girdi, ancak buna rağmen dijital yayınlar ekonomik olarak sürdürülebilir halde değil. Bu mecraya yazdığım “Okur Desteğiyle Yayıncılık Mümkün mü?” başlıklı yazıda şu sıralar ülkemizde gerçekleşen okur desteği kampanyalarının sorunlarına değinmiş ve topluluk oluşturmanın gerekliliğini vurgulamıştım.

Yazıda milyonluk tıklanmaların, yüz binlere ulaşan sosyal medya takipçilerinin ve etkileşimlerin değil topluluk kurmanın elzem olduğundan bahsetmiştim. Dijital alanda yayın yapan bir kurumun topluluk kurmasının alternatiflerine değinmiştim. Ancak topluluk kısmını kısa geçtim. Mehmet Atakan Foça da Medium yazısında haklı olarak ülkemizdeki kutuplaşan iklimde topluluk kurmanın zorluğundan bahsetti.  Şimdi bu yazıda topluluk kurmaya dair metotlara ve topluluğun teorik altyapısına bakalım.

Ciudad GIF - Find & Share on GIPHY

Topluluk medyasının ötesinde

Öncelikle topluluk medyası denilen kavramla topluluk oluşturmanın farklarına değinelim. Topluluk medyası belirli bir coğrafi ya da kültürel grubun yarattığı ve kontrol ettiği medya organı demektir. Topluluğa dair haberlerin yer aldığı, topluluğu bir araya getirme amacı güden bu medya organlarına Türkiye’den Nor Radyo, Agos Gazetesi veya Kaos GL örnek verilebilir. Bu yazıda ele aldığım topluluk inşa etme süreci topluluk medyasından çok farklı noktada. Ancak topluluk medyası örnekleri bütçe oluşturma ve dağıtım açısından incelenmesi gerekir. Alınacak dersler, ortak yönler çok.

Şimdi gelelim topluluk inşası konusuna. Madde madde gitmekte yarar var. Bir medya nasıl topluluk oluşturur? Bunun formülleri neler? Hangi araçlar kullanılabilir?

  1. Topluluğun amacını çizin: Topluluk kurmaya karar verdik diyelim. Peki, bu topluluğun amacı ne olacak? Bigumigu ilk kurulduğu dönemde topluluk medyasının online alandaki ilk örneklerinden biriydi. Amacı da genç reklamcıların konuşabilecekleri, tartışabilecekleri bir platform yaratmaktı. Bu bir amaç olarak görülebilir. Topluluğu yaratmanın amaçlarından biri okur desteği sağlamak olabilir. Ya da topluluk sitenin trafiğini ve etkileşimlerini artırma hedefiyle yola çıkabilir. Ya da hayvan hakları temelli yayıncılık yapıyorsanız, topluluğunuzun amaçlarından biri eylem ya da lobi faaliyeti düzenlemek de olabilir. Bunların birini de, birkaçını da hedef olarak koyabilirsiniz. Ancak hedefleri net olarak belirlemek gerekli.
  2. Sahada olun: Bir yayına sahada olun, üzerinde çalıştığınız alanın derinlerine bakın ve yüz yüze görüşmeler yapın demek ne kadar absürt tınlıyor değil mi? Ancak maalesef ki hatırlatmak gerekiyor. Sosyal medyanın yayıncılığa en büyük zararlarından biri de bir gazetecilik refleksi olarak alanda bulunmanın zaman kaybı olarak görülmesi. Nasıl olsa sosyal medyadan her şeyi takip ediyoruz düşüncesi belli bir yere kadar haklı. Ancak Meclis’te ya da siyasi mitinglerde bulunmayan bir politika gazetesi, alanıyla ilgili toplantılara, konuşmalara katılmayan yazar ve gazeteciler tekrara düşmeye mahkum. Evet, nasıl olsa uzun bir basın bülteni veya ajans haberi önümüze düşecek. Ancak “dip dalga”ların görülememesinin sebeplerinden biri de bu. Yani gazetecilik 101’e dönüyoruz. İnsanlarla konuşun.
  3. Üreticilerle tüketiciler arasında bağ kurun: İçerik üreticileriyle (yazarlar, muhabirler, editörler) okurlar arasında bağ kurmak yayının en büyük gerekliliklerinden biri. İmzasız (jenerik) haberler, muhabirin görünürlüğünün düşük olması veya üreticinin sosyal medya hesaplarının olmaması okurla yayıncı arasındaki bağı azaltıyor. Köşe yazarının fotoğrafını koymak en eski yöntemlerden biri. Doğru bir yöntem olabilir, ancak isimsiz haberlerin yığınla üzerimize aktığı dönemde yayının bütünsel bir strateji gütmesi gerekiyor.
  4. Tüketiciyle yayın arasında bağ kurun: Üreticilerin yanında yayının bütününün de okurla bağ kurması önemli. Editöryal yazılar bu açıdan en basit yöntemlerden biri. Bunu düzenli hale getirmek okurla yayın arasındaki dostluk köprüsü için iyi bir yöntem.
  5. Okurları harekete geçirmek: Okurları harekete geçirmek, ya da daha havalı bir terimle aktive etmek yayının içeriğine göre anlamlı olabilir. The Skimm ekibinin hayata geçirdiği Skimbassador projesi yayının çok kısa sürede büyümesinin en güçlü ayaklarından biri.
  6. Doğru araçları kullanmak: Doğru araçlar derken de herkesin gittiği yollar değil yeni yolları bulmaktan bahsediyorum. Türkiye’de bir yayın düşünüldüğünde WordPress’ten alınmış bir tema üzerine yazılar ve bunun Twitter, Facebook, Instagram hesapları düşünülüyor. Ancak bu model sosyal medyanın karmaşası içinde kaybolabiliyor. Yeni araçlar yaratacak gücümüz yok. Ancak bunları yaratıcı yollarla kullanabiliriz. Şimdi de araçlar üzerinden örneklere geçelim.

Amerika’yı yeniden keşfetmeden yeni araçlar bulmak

  1. Facebook grupları: Facebook Sayfaları yükselişe geçtikten sonra grupların pabucu dama atıldı. Sayfa gibi resmi görünümlü bir yapının yanında gruplar daha çok amatörlere seslenir oldu. Ancak Facebook gruplarının etkinliği sayfalardan daha kuvvetli olabiliyor. Son dönemin yükselen sinema yayınlarından Filmloverss mesela, ekip içinde kullanılan gruplarını “Filmloverss Tartışıyor” ismiyle herkese açtı. New Yorker dergisi de “The New Yorker Movie Club” isimli 25 bin kişilik gruplarında kaliteli tartışmalar sürdürüyor. Teyit.org da Patreon destekçilerine kapalı tartışma gruplarına girme hakkı veriyor.
  2. Topluluğa yönelik özel sosyal medya çalışması: Çok fazla yapılan bir metot değil. Ancak yayının okurlarına özel sosyal medya hesapları etkili bir yöntem olabilir. Yayının içeriğine yönelik, editöryal çalışmalar buradan duyurulabilir. CUMOK, yani Cumhuriyet Okurları projesi bir dönemin en güçlü topluluk çalışmalarından biriydi. Proje başarılı bir şekilde devam etseydi, sosyal medyadaki CUMOK hesapları da güçlenebilirdi.
  3. E-bülten: Daha önceki yazımda ayrıntılı bahsettiğim için kısa geçiyorum. Ancak e-bülten topluluk için sosyal medya hesaplarından daha iyi bir metot olabilir. Format olarak e-bülten okurla samimi ve birebir iletişim kurması için sosyal medya kanallarına göre daha etkili.
  4. Fiziki hediyeler: Dijitalleşme artık yayıncılığın temelinde yer alıyor. Ancak fiziki materyal halen okurlar için heyecan verici. Yayının özeti niteliğinde almanaklar, özel kitap çalışmaları ya da hediyeler topluluk için ayrıcalığa dönüşebilir.
  5. Fiziki birliktelikler: Dijital sosyalleşmeye rağmen fiziki birliktelikler topluluk için aranan metotlardan biri. Ekşi Sözlük’ün buluşmalarının platforma ne kadar dinamizm kattığını biliyoruz. Ayrıca destekçiler için de birebirde buluşmak ödeme yapmak için de önemli bir kriter. Yabangee‘nin hazırladığı Expat Spotlight buluşmaları bunun en iyi örneklerinden biri.

Kutuplaşmaya rağmen ya da kutuplaşmayı tersine çevirmek

Şimdi biraz da meselenin teorik arka planına bakalım. Şu anki siyasi iklimde kutuplaşma dendiğinde çoğunlukla AKP destekçileri ve AKP karşıtları olarak algılanıyor. Ancak mesele bundan daha çeşitli ve derin. Muhalif bir yayın organısınız diyelim, CHP’yi eleştiren bir yayın yaptığınızda “AKP’ye mi hizmet ediyorsunuz?” sorularıyla karşılaşabiliyorsunuz. Ya da HDP’yi eleştirdiğinizde en hafifinden “Böyle baskı ortamında neden HDP’yi eleştiriyorsunuz?” yorumları gelebiliyor. Özellikle siyasi içerikli yayın yapan kurumlar için okuyucuya “yaranabilmenin” imkansıza yakın olduğu bir dönemde Foça’nın bahsettiği çekinceleri aşmak çok kolay değil.

Bekir Ağırdır bu konuda en kıymetli araştırmaları gerçekleştiren kişilerden biri. “Kutuplaşma toplumun farklı görüş, umut ve ideolojilerle ayrılması değil bu grupların hiçbir koşulda diğer tarafa geçme ihtimalinin kalmamasıdır. Tehlikeli olan da budur.” Ağırdır’ın teorisi açık ve net. Medyascope yayınındaki sözlerinden devam edelim:  “Sağırlaştık, sağırlaşıyoruz. Çünkü öbür tarafı duymuyoruz artık. İki, giderek dilsizleşiyoruz. Çünkü aynı şeyleri birbirimize söyleyerek bir süre sonra bakışlarımızla anlaşıyoruz. Üç, siyasallaşıyoruz. Akademisyenlerimizden gazetecilerimize, araştırmacılarımızda banka yöneticilerimize kadar siyasallaşıyoruz. Kendi işimizi yapmayı unuttuk. Kendi işini düzgün yapan insanları takdir etmeyi de unuttuk.” diyor Ağırdır. Bunu entelektüel ıssızlık olarak tanımlıyor. “Kutuplaşmanın yarattığı en büyük sorunlardan biri entelektüel ıssızlık.”

Ağırdır’ın işaret ettiği sorunlar hemen çözülebilecek durumda değil tabi ki. Ancak bu durumda yayıncıların misyonunu sorabiliriz. Yayıncılar bu kutuplaşmanın bir parçası mı olacaklar, yoksa yeni bir nefes alanı yaratabilecekler mi?

Zor ama imkansız değil. Belirli bir alana (Teyit.org, Doğruluk Payı gibi fact checking yapan kurumlar) ya da formata (140Journos, Medyascope gibi video) odaklanmış yayınların bu alanda daha başarılı olabildiklerini görüyoruz. Yayıncılığa dair bildiğimiz, eski yapı çöktü; sadece mezarını kaldıracak fırsat bulamadık. Ancak çöküş ortada görülüyor. Sadece ortalığı temizleyip yeni baştan kurabilecek yapılar lazım. Topluluk dediğimiz yapıyı illa ki “ülküde birlik” olarak tanımlamak zorunda değiliz. Özellikle önümüzdeki yıllarda yerel toplulukların, belirli bir süre zarfında ve amaç etrafında bir araya gelen toplulukların ve alternatif kümelenme şekillerinin oluşacağını öngörmek çok da zor değil.

Görsel: Slava BowmanJoshua Rawson-Harris, John Schnobrich

REKLAM