Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı

SXSW 2013: Beynimizi Neden Olumsuz Eleştiriyle Beslemeliyiz?

SXSW 2013: Beynimizi Neden Olumsuz Eleştiriyle Beslemeliyiz?

Olumlu eleştiri duyduğumuzda beynimiz rehavete kapılmış tembel öğrenciyken, olumsuz eleştiri alan beynimiz adeta bir inek öğrenci

SXSW 2013’te “Why your brain needs negative feedback” isimli sunumu hazırlayan Niki Weber,bize beynimizin neden olumsuz eleştirilere ihtiyacı olduğunu anlatıyor.

Hangimiz olumsuz eleştiriye ve direkt yüzleşmeye bayılıyoruz?
Genelde kendimiz hakkında olumlu tespitleri duymaya meyilliyizdir, onlar bizi motive eder. Olumsuz eleştiriler ise moral bozar, onları kulak ardı ederiz. Sunum Austin, Texas’ta yapılıyor ama Niki Weber’i dinlerken, Türk kültürü süzgecinden geçirip, anlatılanların bize nasıl daha anlamlı gelebileceğini düşünüyorum. Olumsuz eleştirinin sanılanın aksine ne kadar yararlı olduğundan bahsederek başlıyor.
Bu kavramı kendi kültürümüz özelinde düşünürsek; dolaylı anlatım, kötü olsa da doğruyu karşısındakinin yüzüne söylememe, hoş tutma gibi davranışların kültürümüzün dokusuna işlenmiş olduğunu fark edebiliriz.
Bakınız;
kızım sana söylüyorum gelinim sen anla ,
doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar,
köprüyü geçene kadar ayıya dayı de.
Yalnız, bütün bu doğruyu gölgeleme kültürü içinde bile,

dost acı söyler
diyebilmemiz de çok güzel. İşte Niki Weber, bu acıyı , bilimsel olarak nasıl bal eylediğini öyle bir profesyonellikte anlatıyor ki, etkilenmemek elde değil.
Peki kim bu Niki Weber?
Yıllarını ajansa vermiş, müşteri ilişkileri kökenli usta bir dijital stratejist. Çok ilginç ve imrendiğim bir kariyeri var. Uzun süre çalıştığıajans dünyasını bırakarak, Neurotopia‘da pazarlama ve yenilikten sorumlu genel müdür yardımcılığı yapmaya başlamış. Burası, istenilen fiziksel performansı elde edebilmek için çeşitli beyin ve duyusal geribesleme teknolojileri kullanan, yani bir anlamda optimum fiziksel performans için beyninizi doğru kullanmanızı sağlayacak teknolojiler üreten bir şirket.
“Eşek sıpası olun demiyorum”
Weber, nesnel olmayı başaran, duygusal yorumlardan arınmış bir olumsuz geri bildirimin beynimize en faydalı gıda olduğunu açıklıyor. Fakat bundan kastı, düpedüz ardarda olumsuzlukları sıralamak, gıcıklık yapıp insanların canını sıkan bir eşek sıpası olmak değil. Konuşmasında hedef seçtiği çeşitli gruplara (SXSW de dahil) tatlı tatlı ayar verse de, arkasında ters, sinir-stres bir tavır olmadığını, hakikaten olumsuz geri bildirim nedir, ne değildir onu araştıran gözlüklü bilimkadını tavrından anlıyorsunuz. O yüzden verdiği bu ayarları,nerd vegeek bir ifadeyle tarafsız şekilde verdiğini aklımızda tutalım.

Beynimizi neden olumsuz eleştiriyle beslemeliyiz?
Weber’in genel savını şöyle özetleyebilirim: Yaratılış olarak insan, çatışma ve mücadele içinden çıkmaya programlanmış, hayatta kalmak için sürekli kendini geliştiren bir tür. Yani içinde evrildiği bu çatışma ortamı aslında insanın doğası. Bunu bilimsel araştırmalar da kanıtlıyor. Olumsuz geribildirimler, olumlulara göre beyinde çok daha fazla uyarıcı etki yaratıyor. Tabiri caizse, olumlu eleştiri alan beyin, her şey yolunda mesajıyla laylaylom takılırken, ne zaman ki beyin olumsuz bir eleştiri duyar veya karmaşık ve hiç bilgi sahibi olmadığı bir sorunla karşı karşıya gelirse, işte o zaman nöronlarda öyle bir hareketlilik oluyor ki, beyin âdeta bir yılbaşı ağacı gibi ışıl ışıl oluyor. Beyin, hata nerede anlamak için seferberlik başlatıyor.

Peki olumlu eleştiri hiç olmasın mı? Olsun, ama kendimizi buna kaptırmayalım. Sürekli olumlu uyarana maruz kalmak beynin yapısını, kendisini geliştirmeye ihtiyaç duymayacak şekilde değiştiriyor. Âdeta beyni tembelleştiriyor. Weber bazı tavırlardan özellikle kaçınmamızı öğütlüyor: “Hep çok akıllı gözükmek isterseniz, sizi akılsız gösterecek durumlardan, yani hata yapmaktan ve zorlu sulara açılmaktan kaçınırsınız. Bu da gelişmenizi engeller.”

SXSW’ye ayar

Weber herkesin sürekli olumlu mesajlar, özlü sözler paylaştığı için sevmediğini anlattığı Facebook’a taze sapladığı kılıcını çıkarıp, bu sefer içinde bulunduğu organizasyona saplıyor. SXSW fazlasıyla mutlu ve pozitif bir yer; bu bakımdan verimli tartışmaların yapılabileceği bir yer değil. B izi ilerletecek tartışmaların önünü açmamız lazım. Fazla olumlu olmanın cildi nasıl bozduğunu ise şöyle açıklıyor: Gereğinden fazla olumlu olmak, aslında beynin bu duruma uyum sağlayıp, kendinifiziksel olarak yeniden yapılandırmasına yol açıyor. (Evet, beynimiz öğrendikçe fiziksel olarakdeğişiyor.) Biz de olumluya, rahata alışmış, risk almaktan ve kendini geliştirecek eleştiriden kaçınan, hatta bunun sonucu olarak yaratıcılığı körelen bir karaktere doğru evriliyoruz.
Girişimciye ayar
Benzer şekildegirişimcilik çevrelerinde çok popüler olan fail fast, fail oftensözüne de takılmış durumda. Kısaca “Yok öyle bir şey. Finans müdürünüze sorarsanız size başarısız olmanın tek seferlik bir durum olduğunu çok net anlatacaktır.” diyor. Tabii burada her iki cemaat de fail (başarısızlık) kavramını farklı yorumluyor. Weber başarısızlığı, geri dönüşü olmayan bir durum, işin yatması olarak değerlendirirken, girişimciler tıpkı A-B testi yapar gibi, kısa ve sık tekrarlanan denemelerle ürün çıkmadan değil, ürün çıktıktan sonra iş süreçlerini ve ürünü optimize etmeyi kast ediyor. Zaten iyi girişimciyi kötüsünden ayıran özelliklerden biride, kendi girişimine bebek muamelesi yapıp toz kondurmamak yerine, iğneyi kendilerine batırıp sürekli iyileştirecek olumsuz eleştirilere açık olmaları, hatta bunların peşinde koşmaları. Burada Niki Weber’in başarılıajans kariyerini 2 yıl önce bırakma nedeninin, yaratıcı girişimlere danışmanlık vermek olduğu detayını vereyim . Girişimler konusunda da, artık hep aynı tür girişim fikirlerinin geldiğini, bunun sebebini de bu girişimlere yapılan yorumların kalitesinin düşük olmasıyla açıklıyor.
90’lılara ayar
Weber’in (önceden) “ajansta çalışan ve ayar olduğunu sık sık belirttiği 90’lılarla” konuşurken kaçındığı bir şey var: GeribildirimSandviçi Yöntemi . (The Feedback Sandwich.) Yorumları bir olumlu, bir olumsuz ve tekrar bir olumlu örnek şeklinde, ikiyumuşak ekmek arasında vermek. “İş hayatında artık herkes o sandviçin ilk ekmeğinin, sizi bir sonraki olumsuz yoruma hazırlamak için uzatıldığını biliyor ve yemiyor arkadaşlar.” Weber’in konuşmasının en az 3 yerinde “Ah şu 90’lılar yok mu!” diye serzenişte bulunmasının nedeni, o neslin eleştirilmeye diğer nesillere oranla çok daha az tahammülünün olması ve “ben bilirim”cilikleri. Bu tespiti onun duygusal tavrı olarak algılamamak lazım, keza bütün konuşması boyunca nesnel, bilgi dolu ve ufuk açıcıydı. Gerçekten bu neslin bu tutumu yüzünden 2010’lu yılların sonuna doğru dünya çapında bir inovasyon (yenilikçilik) sıkıntısı yaşayacağımızı öngörüyor, esas derdi bu.
Peki olumsuz geri bildirimin doğrusu nasıl olur?
Şu iki cümle arasındaki farka bakalım. Diyelim sporcusunuz ve yenildiğiniz bir maçtan sonra teknik direktör size konuşuyor:
1-Kocaman, aklı başında insanlarsınız, yenilmek size hiç yakışıyor mu? Bir daha yenilmemek için ne gerekiyorsa yapılacak!
2-Çok yoğun bir efor sarf ettiniz, ama yenildiniz. Bir dahaki sefere kazanmak için neler yapmamız gerektiğine bakalım.
İlki, sizin neolduğunuzdan kırıcı bir şekilde bahsederken,ikincisi ne yapmış olduğunuzuobjektif olarak ortaya koyuyor.
Neolduğunuzu değiştirmek zordur ama olduğunuz gibi kalarak, başka bir davranış göstermeniz her zaman mümkündür.
İlki, olumsuz durumdan (yenilmemek durumundan) hareket edip ondan kaçınmak üzere sorumluluğu belirsiz bir şekilde dağıtırken, ikincisi olumlu hedefe (kazanmaya) yönelik sorumluluğu paylaşıyor.
Doğru yapılan olumsuz geribildirimin zor kısmı; insanı tarafsız bir şekilde eleştirirken aynı zamanda gelişim ve ilerlemeye sevk etmek.
Yanlışını yapmak ise çok kolay; belirsiz bir eleştiride bulunun (mesela “olmamış” “istediğim gibi değil”) karşınızdakinin damarına basın, vıdı vıdı yapın, karşınızdakinden umudu kesmişçesine konuşun (“senden zaten adam olmaz” “sen hep böylesin”) ve en kritiği, cynical (olumsuzcu) olun. Yani başkalarının hareketlerinde kötü niyet arayın, bundan dolayı küçük düşürün veya kınayın.
Biraz kilo mu aldık tatlım?
Bir başka örnek, Weber’in kendisinin de hiç unutmadığı bir diyalog. Fakat bunu gerçekten yaşamış mı, yoksa “keşke öyle olsaydı” dediği hayali bir diyalog mu anlayamadık 🙂 İçine birazcık zorlanarak giydiği elbiseyi denerken, satış görevlisi geliyor ve “Elbise size çok yakıştı, yalnız size bir beden büyüğü lazım hemen getiriyorum!” deyip yanından ayrılıyor. Weber çok bozulmasına rağmen tepkisini belli etmiyor. Sonra da, boşu boşuna kendisini pohpohlamadığı ve gizlemeye çalıştığı fazla kilolarını “Biraz kilo mu aldık tatlım?” gibisinden değil de, nesnel şekilde fark ettirip kendisini harekete geçirdiği için satış görevlisini hayırla anıyor.
Weber’in kapsamlı bir tavsiye listesi var. Özel ilgi gösterdiğim birkaç tavsiyeyle beraber, kendisinin en çok zaman ayırdığı tavsiyeye burada ağırlıklı olarak yer veriyorum: Gelişim odaklı düşünce yapısı―The Growth Mindset. (İsterseniz listenin tamamına İngilizce olarak Slideshare’e yüklediği sunumdan ulaşabilirsiniz.)
Gelişim odaklı düşünce yapısı
Bu kavramı, gelişim odaklıve sabitdüşünce yapısı ekseninde değerlendirmek gerekiyor. Düşünce yapısı sabit olanlar, “ben böyleyim, ne yaparsam yapayım değiştiremem, bu kadar oluyor” derken, gelişim odaklılar “yeterince çalışır ve kendimi verirsem istediğim her şeyi yapabilirim, bana bağlı.” diyor. İki grup arasındaki bir başka önemli fark ise şöyle; bir taraf akıllı gözükmek uğruna kendini zorlamayan basit işler peşinde koşmaya, diğer taraf ise iyi iş yapmak amacıyla çok çalışmayı ve zorlanmayı göze almaya meyilli. Burada yine Türkiye’ye bağlanıyor ve dikkat etmemiz gereken bir kavramı hatırlatıyorum. Kader. Dikkat, bu iki kavram bağlamında düşünürsek, kadere inanmak değil, bunu nasıl yorumladığımız hayatımızı şekillendiriyor.
Gelişim odaklılar hayattaki güçlüklere karşı kafaca hazırlar ve onları yenmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Başkalarının başarılarından ilham alıyor ve kendilerini geliştiriyorlar. Çaba harcamanın getirisine inanıyorlar. Olumsuz eleştirileri de öğrenme fırsatı olarak değerlendiriyorlar.
Sabit düşünce yapılılar güçlükle karşılaşınca daha kolay vazgeçiyorlar. Kaçınılmazsa da sıyrılarak ilerlemek istiyorlar. Başkalarının başarıları onları huzursuz ediyor ve bunu gerekli fırsata çeviremedikleri için potansiyellerinin tamamını kullanamıyorlar.
Tembel ve inek öğrencileri ayıran deney
Weber bu iki kavramın insan davranışını nasıl etkilediğini gösteren ve 8. sınıf öğrencileriyle yapılan bir deney anlatıyor. Öğrenciler ilk önce çeşitli testlerle hangi düşünce yapısında olduklarına göre ikiye ayrılıyorlar. Gruplara zor bir sınav geçirecekleri söylendiğinde, sabit düşünce yapısına sahip öğrenciler strese giriyor, fakat gelişim odaklılar daha çok şey öğreneceklerini düşünüp mutlu oluyorlar.
Bir başka deneyde, geçirdikleri sınav sonrasında öğrencilere istedikleri başka öğrencilerin kağıtlarına bakabilecekleri söyleniyor. Sabit düşünenler, notları daha düşük olan diğer kağıtlara, gelişim odaklılar da notları daha yüksek çıkan diğer kağıtlara bakmayı tercih ediyorlar. İlk grup, kendileriyle karşılaştırıp daha mutlu olmak için bunu yaparken, ikinci grup doğru yapılan sorulara bakıp kendini geliştirmek için yapıyor. (2. tip öğrencileri hayatı boyunca görmeyenler el kaldırsın 🙂
Bunun yanında Weber, bir işi öğrenmenin yolunun onu yapmak, daha iyi yolunun da öğretmek olduğunu ekliyor. Okulda dersleri çok iyi olan o öğrenciyi hatırlayın. Herkese ders çalıştırır; ama asosyal değildir. Aksine herkese yardımcı olur, ihtiyacı olana ders çalıştırır, “öğretir.” Böyle yaptıkça da daha iyi öğrenir, daha çok gelişir. Buna karşın, yan şubede dersleri çok iyi olan ama kimseyle konuşmayan başka bir öğrenci vardır. Başkalarının iyi not almasını istemediği için notlarını paylaşmaz. Hatırladınız mı onu? İşte bu öğrenciye “çok akıllı” diyebilirsiniz belki ama ilk öğrenciye mutlaka “çok zeki” dersiniz.
Olumsuz eleştirinin uzmanlara etkisi
Öğrencilikten meslek yaşamına geçelim. Eğer mesleğinizde belli bir gelişim seviyesinin üzerinde, hatta işi başkalarına öğretecek kadar bilgive tecrübesahibiyseniz, olumsuz eleştirinin sizin için çok önemli bir görevi var. İşi bilmeyen, ya da işin daha başında olan birine göre kendinizi daha fazla geliştirebilirsiniz. O yüzden özellikle eleştirilmeyi kabul etmeli ve hatta özellikle teşvik etmelisiniz. Hikmetinden sual olunmayan uzman olmak yerine, kendini geliştirdikçe daha iyi olan uzman olmayı seçmelisiniz. Bunun sebebi şu; tecrübeliolmanız demek zaten kalabalık bir hata listesine sahip olmanız demek, dolayısıyla bir sonraki hatanın da sebebini araştırarak, uzmanlığınızı pekiştireceğinizi biliyorsunuz. Bilgiliolmanız ise, gelen olumsuz eleştiriyi kendi işinize yarayacak şekilde analiz edebileceğiniz anlamına geliyor.
Sürprizlere açık olun
Weber’in teorik önerilerinin dışında, beyninize iyi bakmanız için çeşitli pratik ve eğlenceli önerileri de var. Yeni deneyimlerin peşinde koşmanın ve sürprizlere açık olmanın yaratıcılığınızı artıracağını söylüyor. Şahsen ben, restorana beraber gittiğimde “Siz ne tavsiye edersiniz? Bugün beni şaşırtın bilmediğim bir şey getirin” diyebilen arkadaşlara sahibim ve benzeri riskli davranışlar yapıyorum. Bir başka arkadaşım da, kendi giyimi için gardrobunu tamamen bir tanıdığına emanet edip onun kombinasyonlarıyla giyinmeyi denemişti. Ne çıkacağını bildiğinizi sandığınız bir dolaptan hiç bilmediğiniz kombinler çıkması gerçekten şaşırtıcı. Siz de deneyebilirsiniz.
Weber, başkalarının başarısızlıkların ıözellikle incelememizi istiyor. Burada bir notum var; iletişim sektöründe çalışan biri olarak, hep mükemmel örnek vakalar peşinde koştuğumuzu söyleyerek bir eleştiride bulunacağım. Nesnelliğine güvenen bazı aklıselim stratejistler dışında başarısızlıkları inceleyen çok az. Başarısızlıktan ders alma havuzumuz yetersiz. (Bu tür incelemeler görüyorsanız lütfen yorumlarda paylaşın.)
Weber çok kritik bir tespit yaparak, olumsuz eleştiriyi iyi yapamayan ( cynical – olumsuzcu) insanlardan kendimizi yalıtmamızı öneriyor. Ya onlardan uzaklaşacaksınız, ya da yaptıklarını görmezden gelebileceksiniz. Ayrıca gözlüklü bir tavsiyesi de var. İyi bir beyin için uykunuza dikkat edeceksiniz.
Saçmala metrenizi iyi kullanın
En sevdiğim tavsiyeyi sona bıraktım. Bullshit meter’ı izninizle sırf burada kullanmak üzere saçmalametre olarak çeviriyorum.
Etrafımız yerleşik ve bir şekilde kabul edilmiş saçmalıklarladolu. Belki çok sık, belki herkes tarafından yapıldıkları için bu hareketler artık saçmalık (bullshit) özelliğini yitiriyor. Saçmalığa karşı körleşiyoruz. Ne zaman ki bir iş size “kötü bir uygulama ama ne yapalım, herkes bunu yapıyor” dedirtiyorsa, ne zaman ki “…yani eh işte yapmışlar bir şekilde ama yerse diye yapmışlar, biz de yiyormuş gibi yapıyoruz” dedirtiyorsa bilin ki orada saçmalık var. Bu tür işleri, projeleri, insanları doğal kabul etmeyin. Onlarla karşılaşınca içinizdeki saçmalametrenin ibresi yükselsin ve sizi uyarsın. Bunları doğal karşılarsanız, onların saçmalıklarından ders alamazsınız.
Umarım bundan sonra algılarınızı olumsuz eleştirilere karşı daha açık tutup onlardan daha çok faydalanmaya başlayabilirsiniz.
Benim de bitirirken doğal olarak “Olumsuz ve tarafsız eleştirilerinizi bekliyorum” demekten başka çarem kalmıyor 😉