Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı

BMW’nin Elektrikli Geleceğine Doğru Bir Deneme Sürüşü

BMW’nin Elektrikli Geleceğine Doğru Bir Deneme Sürüşü

BMW'nin farklı teknolojilerle geliştirdiği hibrit elektrikli araç modellerini kullandık.

Geçen ay BMW’nin Plug-in Hybrid Electric Vehicle (kısaca PHEV), yani “tak-fişe hibrit elektrikli” modellerini kullanmak için Münih’teydim. Daha önce BMW i3’ü Türkiye lansmanında kullanmış, Leipzig’de fabrikasını ziyaret etmiş ve Münih’te uzun bir deneme sürüşü ve sürüş eğitimi aktivitesine katılarak tüm detaylarıyla yazmıştım. Bu nedenle rahatlıkla söyleyebilirim ki BMW’nin elektrikli alt markası i ile ilgili her türlü detayı Bigumigu okurları gayet iyi biliyor. Hibrit modelleri denemeye giderken beklentim, BMW’nin i alt markası ile yakaladığı elektrikli ivmeyi standart bir modelle farklı ürünlere entegre etmiş olacağını görmekti. Yanılmışım, BMW elektrikli otomobile yaptığına benzer bir ar-ge yatırımını hibritler için de yapıyor denediğimiz modellere bakılırsa. Birbirinden çok farklı 3 hibrit teknolojisiyle tamamen elektrikli mobilite öncesi her ürün için en uygun elektrik desteğini sağlamaya çalışıyor BMW Group.

740e, 330e ve 530e modellerinde kullanılan hibrit sistemde elektrik motoru içten yanmalı motorla şanzıman arasında yer alıyor. Tamamen elektrikli sürüşe de izin veren bu sistemde aktarma sadece arka tekerleklerde. Bu sistemin biraz daha farklı bir versiyonu X5 40e modelinde kullanılıyor. Elektrik motorunun yeri aynı, fakat aktarma burada 4 tekere birden iletiliyor. BMW 225xe ve MINI Countryman SE modelinde ise içten yanmalı motor gücü ön tekerlere aktarırken elektrikli motor arka tekerler için güç üretiyor. Bu son sistemde sadece elektrikli modda arkadan itişli, sadece yakıt tüketimli modda önden çekişli bir aracı kullanmak mümkün aynı otomobil içinde.

Test sürüş etkinliğinde bu 3 sistemin de farklılıklarını tam olarak kavrayabilmemiz için araç içinden kontrol edilen sürüş modlarını da önden çalışmamız gerekti. Çünkü standart otomobillerden biraz farklı olarak bu hibrit araçlarda sürüş modu sadece sportif ya da konforlu bir sürüş arzu etmenize göre değişmiyor. Elektrik pillerini doldurma öncelikli, tam performans öncelikli ya da sadece elektriği kullanarak sürüş gibi güç aktarımı ve pil kazanımı konularında da sürüş modu seçmeniz gerekiyor. Başta kafa karıştırıcı görünen bu sistemleri yönetmek, direksiyon başında birkaç dakika geçirince akıllı telefon menüsünde pil azalınca pil kazanım moduna geçmekten daha zor gelmiyor.

Özellikle pist dışındaki şehirlerarası dağ yollarında sürekli tam istediğim modda kullanmak aracın gücü ve becerikleri üzerinde tam kontrol sahibi olduğumu hissettirdi. Otobanda sabit bir hızda pilleri doldurup virajlı yollarda o pillerde biriken enerjiyi de tekerleklere aktararak adeta bir Formula 1 pilotu gibi güç kazanımı odaklı bir sürüşe konsantre olmuş buldum kendimi. Bunun tersi bir bakış açısıyla yakıt ve güç tüketimine odaklanarak performansı yüksek tutmak yerine verimliliği en yüksek tutma odaklı bir sürüş de inanın en az performanslı sürüş kadar eğlenceli.

BMW’nin hibrit araçlarıyla geçen eğitim ve deneme sürüşlerinden sonra elektrik ve içten yanmalı spor otomobilleri karşılaştıracağımız “i Meets M” yani bir nevi “i ve M karşılaşması” eğitimine geldi sıra. Bu eğitimde centilmen spor otomobil olarak bilinen ve satışa çıktığında türünün en ileri teknolojilerini barındıran BMW i8 ile BMW’nin spor genlerini tüm hücrelerinde barındıran BMW M2 modellerini kullandık. Bambaşka sınıflara ait bu iki aracın toplam güç çıkışları birbirine çok yakın ve 0-100 değerleri eşit. Ancak bu iki otomobil kesinlikle ayrı dünyalara aitler. Bu testin odak noktasında araçların performanslarını karşılaştırmak değil, birbirlerine üstün olan özelliklerini keşfetmek ve bu özelliklerin tadını çıkarmak vardı. Örneğin i8 4 teker çekişli bir otomobil olduğu için tam gaz kalkışta çok daha seri hissettiriyor.

İki araçla slalom yapmak da çok farklı hissettiriyor. M2 müthiş sert süspansiyonu, geniş lastikleri ve sert direksiyonuyla yola yapışırken, konfor odaklı i8’i slalom yaparken 4 teker çekiş avantajını düşünerek kullanmak gerekiyor.

Sıfır emisyon otomotivin geleceği, bunda sanırım artık kimsenin şüphesi yok. Bu hedefi elektrikli motorlara lityum pillerle mi, yüksa yakıt hücresi teknolojisiyle hidrojen kullanarak depolanmış enerji olarak mı aktaracağız zaman gösterecek. BMW de birçok rakibi gibi bu konuda tek bir teknoloji yerine birden fazla öncü teknolojiye yatırım yapan markalardan biri.

 

Fotoğraflar: Günter Schmied, BMW

REKLAM