Beninli sanatçı Romuald Hazoumè , atık plastik bidonları ve buluntu nesneleri heykelsi maskelere dönüştürdüğü çalışmalarıyla günümüzün toplumsal ve politik meselelerini ele alıyor. Bu çalışmalar, plastik bidonların biçimsel özelliklerinden yararlanarak insan yüzlerini andıran soyut maskeler oluşturuyor. Bidonların ağız görevi gören dairesel açıklıkları ve burun gibi kullanılan tutacakları, tüylere, filelere ve sertleşmiş boya fırçalarına kadar uzanan farklı malzemelerle bir araya geliyor.
Hazoumè’nin My Blue Period (Mavi Dönemim) başlıklı sergisi, Londra’daki October Gallery bünyesinde 21 Kasım 2026’ya kadar ziyaret edilebiliyor. Sanatçı, bu çalışmalarında sömürgecilik döneminden kalan şiddetin mirasını, iklim felaketlerini ve günümüzün küresel krizlerini ele alıyor. Serginin merkezindeki mavi renk ise Yoruba kültüründe maneviyatla, huzurla ve iyileşmeyle ilişkilendiriliyor. Aynı zamanda barışın simgesi olarak kullanılan bu renk, sanatçının dünyadaki acıları azaltma ve insanlar arasındaki dayanışmayı yeniden güçlendirme arzusunu temsil ediyor. Yoruba kültürü, temel olarak Batı Afrika coğrafyasına, özellikle de büyük çoğunluğu Nijerya olmak üzere Benin ve Togo ülkelerine ait. Bu bölge tarihsel ve kültürel olarak Yorubaland (Yoruba Toprakları) olarak adlandırılıyor.

Serginin adı, İspanyol ressam Pablo Picasso’nun Mavi Dönem’ine gönderme yapıyor. Picasso’nun bir arkadaşının ölümünün ardından yaşadığı depresyonla ilişkilendirilen bu dönem, sanatçının Afrika sanatından ve kıta genelindeki maske geleneklerinden esinlendiği Afrika Dönemi’nden önce gelmişti. Hazoumè de Picasso gibi buluntu nesneleri bir araya getirerek yalın formlar oluşturuyor. Ancak sanatçı, çalışmalarında hiçbir malzemenin diğerinin önüne geçmemesine özellikle dikkat ediyor. Plastik bidonların ilk bakışta tanınabilir kalması da bu yaklaşımın önemli bir parçası. Hazoumè’ye göre izleyici, bidonu görmeye devam ederken aynı zamanda bu nesnelerin üzerinde bir yüz gördüğü yanılsamasına kapılıyor. Böylece ortaya çıkan yüzün aslında izleyicinin kendi algısıyla oluştuğunun da farkına varıyor.
Mavi renk Yoruba kültüründe, maneviyatla, huzurla ve iyileşmeyle ilişkili
Sanatçının önceki çalışmalarında erkek figürleri ve göç, toplumsal çöküş gibi daha geniş ölçekli meseleler öne çıkarken yeni eserler kadınlara ve belirli trajik olaylara odaklanıyor. Gazze’de çocuklarına ekmek bulmaya çalışırken bir keskin nişancı tarafından öldürülen bir anne, sanatçının ilham aldığı hikayelerden biri. Bir diğer çalışma ise iki oğlunu kaybettikten sonra kendisini zehirleyen Rus bir kadının yaşadıklarına dayanıyor. Hazoumè, haberlerde dünyanın farklı köşelerinden karşısına çıkan trajik olaylarda adı geçen sıradan insanlardan esinlenerek eserlerine isimler verdiğini belirtiyor. Bu maskeler, kadınların erkek şiddeti karşısında maruz kaldığı acıyı ve toplumdaki ikincil konumlarını görünür kılmanın bir yolu olarak şekilleniyor.

Sanatçı, maskeleri başkaları için değil, kendi duygularını somutlaştırmak ve kendisinden bağımsız bir biçimde dışa vurmak amacıyla ürettiğini ifade ediyor. Ona göre bu çalışmalar, ekolojik yıkımın yanı sıra soykırımlara ve dünya genelinde yaşamı tehdit eden silahlı çatışmalara da tanıklık ediyor. Hazoumè, savaşlarla birlikte anılan kırmızı çizgiler ve kanın kızıl rengine karşılık, mavi bir çizgi fikrini ortaya koyuyor. Bu mavi çizgi, küresel acıların azaltılmasını ve olumlu bir geleceğe dair umudun yeniden kurulmasını simgeliyor. Sanatçı, insanların birbirlerine karşı yeniden empati geliştirebilmesi ve yaşamın yeniden anlam kazanması için bu ortak zemine ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.
Bidonlar, Nijerya’dan Benin’e kaçak benzin taşıyan insanların yaşamına da gönderme yapıyor
Hazoumè’nin plastik bidonlarla kurduğu ilişki, yeni serisinden çok daha eskiye dayanıyor. 1962 yılında Benin’de doğan sanatçı, 1980’lerin ortalarında plastik varillerden ilk heykellerini üretmeye başladı. Yoruba kökenli Katolik bir ailede büyüyen ve atalar kültürüyle temas eden sanatçının kültürel geçmişi, çalışmalarının biçimlenmesinde etkili oldu. Eserlerinde geri dönüştürülmüş malzemeleri, eski nesneleri ve farklı parçaları bir araya getiren Hazoumè, özellikle Benin’de yaygın olan plastik benzin bidonlarını kendine özgü bir imzaya dönüştürdü. Bu bidonlar, Nijerya’dan Benin’e kaçak benzin taşıyan insanların gündelik yaşamına ve bölgenin ekonomik gerçeklerine de gönderme yapıyor.
Sanatçının çalışmalarında, Afrika ile Batı arasındaki tarihsel ve kültürel güç ilişkilerine yönelik sömürgecilik mirası eleştirisi de okumak mümkün. Örneğin Afrika maskelerinin Batılı sanat çevrelerinde sahiplenilmesi ve metalaştırılması bu bağlamda ele alınabilir.
Hazoumè’nin çalışmaları heykel, fotoğraf, resim, video ve çoklu medya yerleştirmeleri gibi farklı alanlara yayılıyor. Afrika’nın önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olarak kabul edilen sanatçı, documenta 12 kapsamında Arnold Bode Ödülü’ne layık görüldü. 1997-2005 yılları arasında ürettiği La Bouche du Roi adlı anıtsal yerleştirmesi, Atlantik köle ticaretinin dehşetini yaşayan insanlara adanmış önemli çalışmalarından biri. Eser, 2007 yılında October Gallery ile British Museum iş birliğinde sergilendi ve İngiltere’nin farklı şehirlerini dolaştı. Hazoumè’nin işleri British Museum, MoMA, Centre Pompidou ve Fondation Louis Vuitton gibi önemli kurumların koleksiyonlarında da yer alıyor.


Bu gönderiyi Instagram’da gör
Görsel: October Gallery, Romuald Hazoumè, Lagos Photo festival






