Kâr amacı gütmeyen kuruluş Earth Species Project (ESP), dünya genelinde 40’tan fazla araştırma girişimiyle birlikte çalışarak makine öğrenimi ve yapay zekâ teknolojileriyle hayvanların iletişim biçimlerini anlamaya odaklanıyor. Amaç, tehlike altındaki türlerin korunmasına katkı sağlamak. Kuruluş, çalışmalarını desteklemek üzere Seattle merkezli Paul G. Allen Family Foundation’dan 1,2 milyon dolar fon aldı. 2018’de hayatını kaybeden Microsoft’un kurucu ortaklarından Paul G. Allen, hem yaban hayatının korunmasına hem de yapay zekâ araştırmalarına ilgi duyuyordu.
ESP yöneticilerine ve destekçilerine göre teknoloji, yabani hayvanların yaşamlarına dair değerli içgörüler sunarak daha etkili koruma stratejileri geliştirilmesini sağlayabilir ve insanların doğayla kurduğu bağı güçlendirebilir. Araştırmanın etkisinin, 1970’lerde yayımlanan kambur balina şarkıları albümünün deniz memelilerinin korunmasına ivme kazandırmasına ya da Apollo 8 görevi sırasında çekilen ve gezegenin kırılganlığını gözler önüne seren “Earthrise” fotoğrafının çevresel farkındalığı artırmasına benzer olabileceği ifade ediliyor. ESP’nin etki direktörü Jane Lawton, hayvan iletişimini anlamanın insanların doğanın geri kalanıyla ilişkisine dair bakış açısını temelden dönüştürebileceğini vurguluyor.
Güvenlik riskleri ve etik tartışmalar
Ancak projenin niyeti hayvanlarla bağı güçlendirmek ve korumayı artırmak olsa da, çalışma ciddi etik ve güvenlik kaygılarını da gündeme getiriyor. İnsan dünyasında yapay zekâ ve büyük dil modellerinin etkilerine dair endişelere benzer şekilde, doğal dünya için de önemli riskler söz konusu.
Bu yıl Princeton University profesörleri tarafından yayımlanan ve AI Ethics dergisinde yer alan bir makalede, “yapay zekâ etiği alanında hayvanların ihmal edildiği” vurgulandı. Makalede, “yapay zekâ şirketleri, geliştiricileri ve bilim insanlarının hayvanlara verilebilecek zararları belirleme, öngörme ve mümkün olduğunca önleme sorumluluğu bulunduğu” ifade edildi.
British Columbia Üniversitesi profesörü Karen Bakker da benzer kaygıları dile getiriyor. Bakker, The Wild adlı podcast’te yaptığı açıklamada, “Hayvanlarla konuşmak için dijital teknolojileri kullanmayı hayal ettiğimizde ortaya çıkan etik sorular gerçekten çok karmaşık” dedi.
Türden bağımsız modeller ve saha çalışmaları
ESP, hayvan seslerini tespit edip sınıflandırabilen, arka plan gürültüsünden ayırabilen temel makine öğrenimi modelleri geliştiriyor. Allen Family Foundation’ndan sağlanan fon, işitsel iletişimi görsel gözlemler, videolar ve hareket sensörlerinden elde edilen verilerle eşleştiren çok modlu modellerin geliştirilmesi için kullanılıyor.
Kuruluş, türden bağımsız olarak tasarlanan ve belirli araştırmalara göre uyarlanabilen araçlar geliştiriyor. Ortaklıklar arasında leş kargalarının sesli iletişimini inceleyen bilim insanları ile beluga balinalarının çağrılarının sosyal yapıları hakkında ne anlattığını araştıran ekipler yer alıyor.
Hayvan iletişiminin çözülmesinin korumaya nasıl katkı sağlayabileceğine dair örnekler de veriliyor. Örneğin fillerin iletişimini çözmek, bir sürünün ne zaman ve nereye göç etmeyi planladığını anlamayı mümkün kılabilir; böylece korumacılar güvenli geçiş için önlem alabilir. Benzer şekilde balinaların ne zaman su yüzeyine çıktığını, daldığını ya da avlandığını anlamak, ölümcül gemi çarpışmalarını önlemeye yardımcı olabilir.
Ya avcılar tarafından tuzak kurmak için kullanılırsa?
Ancak yapay zekâ hayvanları tehlikeden uzaklaştırmak için kullanılabileceği gibi, avcılar ve kaçak avcılar tarafından onları tuzağa çekmek için de kötüye kullanılabilir.
ESP’nin kurucuları teknoloji geçmişine sahip isimlerden oluşuyor. CEO Katie Zacarian, New York’ta Facebook’un ilk çalışanlarındandı. Başkan Aza Raskin, teknoloji girişimcisi ve Center for Humane Technology’nin kurucu ortaklarından. Kıdemli danışman Britt Selvitelle ise Twitter’ın kurucu ekibinde yer aldı.
Projenin en iddialı hedefi, hayvanlarla iki yönlü iletişim kurmak. Bu yaklaşım, ChatGPT gibi üretken yapay zekâ araçlarına güç veren büyük dil modellerinin geliştirilme yöntemini temel alıyor. Bu modeller, devasa metin yığınları üzerinde eğitilerek dil kalıplarını öğreniyor.
Hayvan-makine diyaloğunun sonuçlarına dair büyük bir belirsizlik söz konusu
Benzer biçimde araştırmacılar, hayvan iletişimine dair kayıtları kullanarak insan dışı türlerle “konuşabilen” modeller geliştirmeyi amaçlıyor. Ancak bu hedefin tartışmalı bir boyutu var. Lawton’a göre, eğer bilgisayar ile hayvan arasında akıcı iki yönlü iletişim sağlanırsa, “insanlar olarak bu iletişimin anlamını anlayamayabiliriz.”
Üretken yapay zekânın insan dünyasında hatalı ya da uygunsuz ifadeler üretebildiğine dair çok sayıda örnek bulunduğuna dikkat çekiliyor. Bu da bir bilgisayarın, insanların bilgisi ya da anlayışı olmadan bir hayvana yanlış “şeyler söyleyebileceği” anlamına gelebilir. Hayvan-makine diyaloğunun sonuçlarına dair büyük bir belirsizlik söz konusu.
Bakker, bunun “hayvanların hiç umursamayıp sistemi görmezden gelmesiyle sonuçlanabileceği” gibi, “büyük zararlara da yol açabileceğini” söylüyor.
Allen Aile Vakfı’nın sağladığı fon, iki yönlü iletişime zemin hazırlayabilecek yeni seslendirmelerin üretilmesi ve geri çalma deneylerinde kullanılmasını da kapsıyor. ESP ile çalışan araştırmacılar şu anda laboratuvar ortamında zebra ispinozlarıyla iletişim üzerine deneyler yürütüyor.
“Etik sorunlar ele alınmalı ama teknolojinin olumlu potansiyeli de göz ardı edilmemeli”
Lawton, ESP’nin araştırma ortakları ve etik uzmanlarıyla birlikte, hayvan iletişimi araştırmalarında yapay zekâ kullanımını düzenleyecek “koruyucu önlemlere” ihtiyaç olup olmadığını değerlendirdiğini söylüyor. Vakıf açısından etik meselelerin aktif bir tartışma konusu olduğunu belirten Miller da bu kaygıları paylaştı.
Raskin, KUOW’da yaptığı açıklamada, türler arası iletişime yönelik düzenlemelerin Cenevre Sözleşmeleri benzeri insani kurallarla ele alınması gerektiğini savundu. Bakker ise bunun yeterli olmadığını belirterek, bilim dünyasının CRISPR gen düzenleme teknolojisine getirilen sınırlamalara benzer protokoller geliştirmesi çağrısında bulundu.
Araştırmacılar ve destekçiler, ciddi etik sorunların ele alınması gerektiğini kabul etse de teknolojinin olumlu potansiyelini vurguluyor.
“Türler arası iletişim engelini, temelden yeni bir yaklaşımla kırıyoruz.”

Proje kapsamında, insan konuşması ve müzikten biyolojik akustik verilerine ve çevresel seslere kadar geniş bir veri seti üzerinde eğitilen modeller geliştirildi. Bu temel temsilleri öğrenen modeller, kuşlardan balinalara hatta zıplayan örümceklere kadar farklı türlerde otomatik tespit, sınıflandırma ve keşif yapabiliyor; büyük ve etiketlenmemiş etoloji (hayvan davranışları bilimi) veri setlerinde yeni bulgular sağlayabiliyor.
ESP’nin en önemli teknolojilerinden biri NatureLM-Audio adlı model. Bu, hayvan sesleri için özel olarak tasarlanmış dünyanın ilk büyük ses-dil modeli olarak tanımlanıyor. Geniş ve çeşitli veri setleri üzerinde eğitilen bu model sayesinde araştırmacılar, binlerce türü ve farklı vokalizasyon türünü hızlı ve daha önce mümkün olmayan ölçeklerde analiz edebiliyor; bir kaydı dakikalar içinde inceleyebiliyor. Modelin gösterdiği yeni özellikler arasında, bir kayıttaki birey sayısını sayma, hayvanların stres veya yakınlık çağrılarını ayırt etme ve yeni sesleri sınıflandırma gibi yetenekler de bulunuyor.

ESP ayrıca, biyolojik akustik alanında güçlü araçlar ve referans altyapılar geliştirdi. Bu araçlar, araştırmacıların vokalizasyonları etiketlemesini ve düzenlemesini kolaylaştırırken aynı zamanda gürültüyü temizleyen akustik filtreleme çözümleri, ses sınıflandırma modelleri ve türler arası karşılaştırmalar için benchmark veri setleri gibi temel bileşenleri içeriyor. Bu araçlar sayesinde bilim insanları yapay zeka ilkelerini temel bioakustik görevlerde kullanarak çalışmalarını daha hızlı ve güvenilir biçimde sürdürebiliyor.
Görsel: ESP







