Toyi’nin kurucu ortağı ve tasarımcısı Elif Atmaca, son dönemde odağını insanın iç dünyasına çevirdi. Babasını kaybettiği, yas, iş stresi ve zorlu kişisel deneyimlerle mücadele ettiği bir dönemde terapi sürecinin parçası olarak örgü örmeye başlayan Atmaca, zamanla ortaya çıkan figürlerin kaygının görünmez dünyasına ait karakterler olduğunu fark etti. “Anxiety Monsters” (MAM) adını verdiği bu tuhaf yaratıklar aracılığıyla kaygıyı yok etmeye değil, ona bir beden kazandırmaya çalışan tasarımcı, sorularımızı yanıtladı; oyunun yaşamındaki yerini, kaygıyla kurduğu ilişkiyi ve tasarımın iyileştirici potansiyelini anlattı.

Birçoğumuz seni Toyi’nin Kurucu Ortağı ve Tasarımcısı olarak tanıyoruz. Okuyucunun seni daha iyi tanıyabilmesi adına kısa bir biyografik bilgi rica edebilir miyiz? Elif Atmaca kimdir, neler yapar? Eğitimi, kariyeri, idealleri, hedefleri, kariyerindeki dönüm noktaları nelerdir?
Elif Atmaca: Tasarımcıyım ve kendimi en çok “oyunla düşünen biri” olarak tanımlıyorum. İşimin merkezinde çocuklar için tasarım, oyun hakkı ve oyunun herkes için erişilebilir olması fikri var. Oyun benim için sadece bir eğlence alanı değil; iyi olma halinin, dayanıklılığın ve gündelik hayatla kurduğumuz ilişkinin bir parçası.
“Yetişkinlerin de oyuna çok ihtiyacı olduğunu daha net görmeye başladım.”
Toyi’de uzun yıllardır çocukların kendi oyunlarını kurabildikleri araçlar tasarlıyoruz. Yani aslında hazır oyunlar vermek yerine, oyunu çocukların ellerine bırakmaya çalışıyoruz. Ama zamanla bunun sadece çocuklarla sınırlı olmadığını, yetişkinlerin de oyuna çok ihtiyacı olduğunu daha net görmeye başladım.
Eğitimim endüstriyel tasarım üzerine ama pratikte yaptığım iş hep tasarım, sosyal etki ve oyun arasında gidip geliyor. Kariyerimde beni en çok değiştiren şeylerden biri, oyunu sadece bir eylem olarak değil, daha biyolojik ve kök bir yerden, bir “state of mind” olarak görmeye başlamam oldu. Bu noktada Jaak Panksepp’in duygulanımsal nörobilim çalışmaları da benim için çok etkileyiciydi; oyunu temel duygusal sistemlerimizin bir parçası olarak düşünmek, bakışımı tamamen genişletti. Oyun artık sonradan öğrenilen ya da “boş zamanda yapılan” bir şey değil; nefes almak, yemek yemek gibi, var olmanın doğal ve sürekli bir hali gibi geliyor.
Son dönemde ise odağım biraz daha üründen ziyade deneyime ve içsel dünyaya kaydı. Oyun ve iyilik halini sadece dış dünyada değil, duygularımızın içinde de düşünmeye başladım. MAM da bu iç dünyanın bir uzantısı gibi ortaya çıktı.

Kaygıyla başın dertte mi? Yani çok mu kaygılı birisin?
Elif Atmaca: Kaygı benim için sürekli yüksek sesle konuşan bir şey değil ama arka planda çalışan bir sistem gibi. Yani “çok kaygılı biriyim” diye tanımlamam kendimi, ama kaygının varlığını da inkâr etmiyorum.
Bazen sadece arka planda düşük frekanslı bir uğultu gibi duruyor, bazen de belirli dönemlerde sesi yükseliyor. Daha çok birlikte yaşadığım ama sürekli merkezde olmayan bir şey gibi.
Onu bir problem kimliği olarak değil, zihnin çalışma biçimlerinden biri olarak görüyorum. Bu yüzden de MAM fikri biraz buradan doğdu aslında; kaygıyı yok etmeye çalışmak yerine, onunla kurduğum ilişkiyi görünür hale getirmek.

Fotoğraflara bakınca “Anxiety monsters” işi sadece sevimli objeler üretmekten öte, kaygıyı fiziksel ve hatta biraz komik bir karaktere dönüştürme fikri gibi görünüyor. Herhalde birçoğumuz için de kaygı fiziksel bir forma dönüşseydi, bu canavarlar gibi görünürdü. Kaygıyı yok etmeye değil de ona bir beden vermeye çalışıyor gibisin. Bu bilinçli bir tercih miydi? Anxiety Monster’lar kaygıyı küçültüyor mu, yoksa görünür kılarak onunla yüzleşmeyi mi sağlıyor?
Elif Atmaca: Bilinçli bir karar vardı: kaygıyı yok etmeye çalışmak yerine ona bir form vermek. Çünkü soyut kaldığında kaygı büyüyor. Adı yok, şekli yok, sınırı yok. Ama bir forma girince, garip şekilde daha yönetilebilir hale geliyor. Anxiety Monsters kaygıyı “tatlılaştırmak” için değil. Onu tanınabilir yapmak için var. Bazen komik, bazen absürt, bazen rahatsız edici bile olabilirler. Ama önemli olan şu: artık görünmez değiller. Bir nevi iç dünyanın küçük, tuhaf canlıları gibi.
Anxiety Monster’ların ilk ortaya çıktığı an neydi? Bir fikir miydi, bir duygu muydu, yoksa bir kriz anı mı? Ne zaman başladın?
Elif Atmaca: Bir fikir olarak başlamadı. Zor bir dönemimde, babamı kaybettiğim, iş stresini yönetemediğim ve yas tutarken toksik ilişkilerle baş etmeye çalıştığım ve bir şekilde kaybolduğum bir süreçte, terapi sayesinde ortaya çıktı aslında. Örgü örmek o dönem benim için su içme isteği gibi bir şeydi; çok temel, çok içgüdüsel. Terapistim de bunu bir dengelenme yöntemi olarak teşvik etti.
Hiçbir tasarım hedefi yoktu, planlanmış bir üretim süreci değildi. Sadece elim hareket ediyordu. Hatta terapistime her bir ilmekte anksiyetem var diye şaka yapıyordum (Ayşegül Hanım’a kalpler 🖤).
Sonra bir noktada baktım ki ortaya çıkan şeyler bana bir şey anlatıyor. O an “bunun bir dili var” dedim ve böylece başladı.
Sana göre kaygının en yanlış anlaşılan tarafı ne?
Elif Atmaca: Kaygının düşman gibi görülmesi.
Oysa çoğu zaman bir alarm sistemi. Sadece çok hassas ya da bazen yanlış kalibre çalışıyor. Onu susturmaya çalışınca mesajı da kayboluyor. Dinlemeyi öğrenince tonu değişiyor.
“Malzeme, hareket ve hata birlikte karar veriyor.”
Bu karakterleri yaparken onları tasarlıyor musun, yoksa yapım sırasında doğaçlama mı ilerliyorsun?
Elif Atmaca: İkisi aynı anda. Çok kendi halimde ilerleyen bir süreç 🙂 Bir niyet var ama kontrol yok. Elimde net bir çizimle başlamıyorum. Malzeme, hareket ve hata birlikte karar veriyor. Bazen “bu ne oldu?” dediğim yerde iş aslında bitmiş oluyor.
Mesela uterus karakteri var. Endometriozisim vardı, uzun (25 gün) ve acılı bir hastane sürecim oldu. Hastanede sıkıldıkça ağlayan, gülen, acı çeken uteruslar çizip durdum. Sonra doktoruma neden böyle bir oyuncak hediye etmeyeyim dedim ve eve geçince ilk yaptığım tasarım o oldu 🙂
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Kullandığın malzemelerden ve yapım sürecinden bahsedebilir misin biraz?
Genelde örgü veya yumuşak kumaşlar kullanıyorum. Püsküllü, tüylü dokular da sıkça var çünkü onların yarattığı his bana anksiyetenin fiziksel karşılığını hatırlatıyor.
Bunun dışında sabit bir malzeme listem yok; bulduğum şeyler ve o anki ruh halime göre değişiyor. Süreç çok planlı değil. Daha çok deneme, sezgi ve tekrar etme hali. Bazen bir parça bitiyor, bazen sökülüyor ya da başka bir şeye dönüşüyor. Asıl mesele kontrolün biraz gevşemesi ve ellerin düşünceden hızlı çalışabilmesi. Her parça da bu yüzden kendi ruh halinden çıkıyor.

“Bazı insanlar onları ‘çocukluk travması’, bazıları ‘koruyucu figür’, bazıları da “iç ses” gibi okuyor.”
İnsanların işlerinde gördüğü ama senin hiç düşünmediğin bir anlam oldu mu?
Eveeeet, bu işin en güzel kısmı bu. Bazı insanlar onları “çocukluk travması”, bazıları “koruyucu figür”, bazıları da “iç ses” gibi okuyor. Ben bunları üretirken tek bir anlam yüklememiş oluyorum ama insanlar kendi hikâyelerini ekliyor. Bu bana şunu hatırlatıyor: tasarım bazen tamamlanmaz, sadece başlatılır.

Eğer kaygıdan başka bir duyguyu canavarlaştıracak olsan, sıradaki proje hangi duygu olurdu?
Şu an utanma, yorgunluk ya da aşırı düşünme gibi görünmez misafirler ilgimi çekiyor. Ama bir gün oyunbazlığın ya da neşenin de bir canavar formu olabilir. Sonuçta herkesin içinde biraz kaotik bir neşe canavarı yaşıyor olabilir.
Elif Atmaca’nın çalışmalarını, Instagram’da kişisel hesabı ve My Anxiety Monsters hesabı üzerinden takip edebilirsiniz.
Görsel: Elif Atmaca





