“Yapay Zekâ ve Yaratıcılar” serimizin 14. konuğu, yapay zekâ, 3 boyutlu animasyon ve dijital medya alanlarında üretim yapan görsel sanatçı Murat Fırat.
Murat Fırat (İstanbul, 1989), sanat üretimlerinin yanı sıra, 1000 Volt Post Prodüksiyon bünyesinde akademik danışmanlık yapıyor; aynı zamanda çeşitli üniversitelerde 3D animasyon ve dijital üretim odaklı dersler veriyor.
Bilgisayarla henüz sekiz yaşında tanışan sanatçının erken dönem dijital merakı, üretim pratiğinin temelini oluşturuyor. Teknik lisede aldığı yazılım eğitimi sırasında programlama dilleri aracılığıyla hareketli grafikler üretmeye başlaması, bilgisayar tabanlı görsel üretime yönelmesinde belirleyici olmuş.
Üniversite eğitimini yazılım alanında tamamlayan Murat Fırat (İstanbul, 1989), mezuniyetinin ardından bir süre bilgi teknolojileri sektöründe çalışmış; sonrasında reklam ajanslarında motion grafik tasarımcı ve art direktör olarak görev almış. Grafik tasarımı alanında tamamladığı yüksek lisans eğitimi sürecinde dijital görsel anlatı, animasyon ve yeni medya pratiklerine yoğunlaşmış. Doktora çalışmalarını Yıldız Teknik Üniversitesi’nde oyun motorları ve bilgisayarlı animasyon üzerine tamamlayan sanatçı, üretimlerinde 3D animasyon, oyun motorları ve yapay zekâ teknolojilerini bir araya getirerek hibrit üretim süreçleri geliştirmekte.
Sanatçının üretim pratiği, fotoğraf ve kolajla başlayan bir süreçten doğmuş; zamanla 2D ve 3D animasyon ile oyun motorları üzerinden gerçekleştirilen dijital üretimlere evrilmiş ve bugün yapay zekâ temelli yöntemlerle genişlemeye devam ediyor. Fırat, eserlerini yalnızca ekranlarda sunmakla kalmıyor; aynı zamanda baskı üretimleri ve artırılmış gerçeklik teknolojileri aracılığıyla çok katmanlı deneyim alanları kuruyor.
Çalışmalarında rastlantı, karşılaşma, hafıza ve insan ilişkilerinin görünmez bağlarını yeni medya pratikleri üzerinden ele alan sanatçı; yapay zekâ, 3D animasyon, oyun motorları ve artırılmış gerçeklik gibi teknolojileri kullanarak gerçek ile simülasyon arasındaki sınırları sorgulayan şiirsel görsel anlatılar geliştiriyor. Fiziksel ve dijital katmanları bir araya getirdiği üretimlerinde izleyiciyi deneyimin aktif bir parçası haline getiren Fırat’ın eserleri, ulusal ve uluslararası birçok sergide izleyiciyle buluşuyor.

“Yapay zekâyla kurduğum ilişkiyi organik, dönüşen ve karşılıklı beslenen bir süreç olarak tanımlıyorum.”
Yapay zekâyla aran nasıl?
Murat Fırat: Dijital alanda üretim yaptığım için sürekli güncel kalmak yeni teknolojileri iş akışlarıma entegre etmek zaten zorunluluk gibi şey benim için. Dolayısıyla yapay zekâyla ilk baştan beri ilgiliydim. Bugün ise yapay zekâyla kurduğum ilişkiyi organik, dönüşen ve karşılıklı beslenen bir süreç olarak tanımlıyorum. Yazılım, 3D animasyon ve oyun motorları üzerine edindiğim hem sektörel hem de üretim odaklı deneyim, yapay zekâ teknolojilerini yalnızca teknik bir araç olarak değil, düşünme ve üretme biçimimin doğal bir uzantısı olarak konumlandırmama olanak sağladı. Bu altyapı sayesinde, farklı yapay zekâ sistemlerini iş akışlarıma hızlı, esnek ve kontrollü bir şekilde entegre edebiliyor; üretim süreçlerimde yüksek düzeyde özelleştirme ve deneysel yaklaşım geliştirebiliyorum.
“Yapay zekâyı karar veren bir mekanizma değil, benimle birlikte düşünen bir ortak üretici olarak ele alıyorum.”
Yapay zekâyı, karar veren ya da yönlendiren tekil bir mekanizma olarak değil; benimle birlikte düşünen, öneren ve bazen de beklenmedik sonuçlar üreterek süreci zenginleştiren bir ortak üretici olarak ele alıyorum. Bu karşılaşma alanı, kontrol ile rastlantı, tasarım ile keşif, insan sezgisi ile makine çıktısı arasında sürekli bir gerilim ve diyalog yaratıyor. Üretimlerimde bu gerilimden doğan estetik ve kavramsal katmanları görünür kılmayı önemsiyorum.
Bu bağlamda yapay zekâ, benim için yalnızca verimlilik sağlayan bir teknoloji değil; aynı zamanda anlatı kurma, görsel dünya inşa etme ve alternatif gerçeklikler üretme biçimlerini dönüştüren bir düşünce alanı. Süreçlerimde yapay zekâyı aktif bir bileşen olarak konumlandırırken, aynı zamanda onun sınırlarını, hatalarını ve öngörülemezliğini de üretimin yaratıcı potansiyelinin bir parçası olarak değerlendiriyorum.
Bunların dışında yapay zekâ ile kendimin avatar varyasyonlarımı üretmek ve bu avatarları farklı evrenlerde, farklı gerçeklik katmanlarında deneyimlemek, sürecin benim için en eğlenceli ve keşif dolu taraflarından biri.
Her gün kullandığın yapay zekâ araçları var mı? Hangileri? En çok kullandığın araç hangisi?
Murat Fırat: Evet, günlük olarak kullandığım yapay zekâ araçları var. ChatGPT, Gemini ve Perplexity, araştırma, metin üretimi ve fikir geliştirme aşamalarında iş akışımın önemli bir parçası. Özellikle görsel üretim dışındaki süreçlerde bu araçlardan aktif şekilde faydalanıyorum.
Kaç ayrı yapay zekâ uygulaması veya hizmeti için abonelik ücreti ödüyorsun ya da şirketin senin adına ödüyor?
Murat Fırat: Ortalama olarak 6–7 farklı yapay zekâ uygulaması için abonelik kullanıyorum. Bu araçlar, üretim sürecimin farklı aşamalarında, içerik üretimi, görsel/video oluşturma ve teknik iş akışlarına bütünleşmiş biçimde konumlanıyor. Proje bazlı gereksinimlere bağlı olarak kullanılan platform sayısı artış gösterebiliyor. Maliyet yapısı ise büyük ölçüde kredi tabanlı kullanım modellerine bağlı olup, üretim yoğunluğuna göre değişkenlik göstermektedir.
Üretim süreçlerinde aktif olarak hangi yapay zekâ araçlarını kullanıyorsun?
Murat Fırat: Üretim süreçlerimde yapay zekayı yalnızca bir araç değil, yaratıcı süreci genişleten bir iş ortağı olarak konumlandırıyorum. Bu bağlamda, farklı yetkinliklere sahip platformları hibrit bir yapıda kullanıyorum:
Hareketli görüntü ve video üretiminde, Higgsfield ve Runway gibi platformların sunduğu gelişmiş difüzyon modellerinden yararlanıyorum. Özellikle Higgsfield ve Google Flow’un sağladığı akışkanlık, görsel hikâye anlatıcılığımda aradığım sinematik atmosferi ve zamansal sürekliliği yakalamamda kilit rol oynuyor. Standart araçların sunduğu sınırları aşmak ve üretim üzerinde tam bir manipülasyon gücü elde etmek adına ComfyUI kullanıyorum. Node-based bu mimari sayesinde, kendi özel iş akışlarımı tasarlıyor; özel modelleriyle yapay zekanın rastlantısal doğasını, kendi sanatsal disiplinimle rafine ediyorum. Yapay zekâ ile ürettiğim dijital verileri, kimi zaman Railtrope projemde olduğu gibi fiziksel mekanizmalarla birleştirerek “phygital” (fiziksel ve dijital) deneyim alanları kurguluyor kimi zaman da basılı çıktı olarak sergilerken izleyicilerin AR teknolojileri kullanarak deneyimlemesini sağlıyorum.
Yapay zekâ ile yaptığın ilk denemelerden çıkan bir işi bizimle paylaşır mısın?
Murat Fırat: 2022 yılında kendi yerel sistemimde ürettiğim ilk hareketli yapay zekâ çalışmam: “Suburban Mornings”. 20 yıldır hareketli grafik üretimi yapan biri olarak yaptığım bu üretimin heyecanı başkaydı.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Son dönemde yapay zekâ kullanarak üretip gurur duyduğun bir işin var mı?
Murat Fırat: Evet — son dönemde özellikle gurur duyduğum bir işim var: Railtrope.

Bu çalışmada, yapay zekâ ile ürettiğim bir animasyon filmini fiziksel dünyaya taşıyarak yeniden yorumladım. Hareketi parçalara ayırdım, A5 boyutundaki lentiküler baskıları zoetrope referanslı kinetik bir heykel sistemi olan model trenlere entegre ettim. Her biri altı karelik sekanslardan oluşan bu baskıları model tren setinin vagonlarına yerleştirdim. Böylece her vagon, hareketin bir kesitini taşıyor; tren ilerledikçe bu parçalar ardışık bir algıya dönüşüyor ve görüntü mekanik bir ritim içinde sürekli yeniden kuruluyor.

Toplam 10 vagondan oluşan elektrikli tren sistemi, bu sekansları kesintisiz bir dolaşıma sokarak yaklaşık 60 saniyelik bir animasyon döngüsü oluşturuyor. Bu döngüde başlangıç ve son belirsizleşiyor; zaman her turda kendini tekrar ederken izleyici, lineer bir anlatıdan çok süreklilik hissiyle karşılaşıyor.

Çalışmadaki yapay zekâ videosunu Runway ve Google Veo araçlarını kullanarak yüze yakın varyasyondan ürettim. Bu süreçte tekrar, deneme ve seçme eylemleri, işin estetik dilini belirleyen temel bir katmana dönüştü.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Railtrope’un çıkış noktası, sinemanın erken dönem aygıtlarından olan Zoetrope ile endüstri çağının simgelerinden tren hareketini aynı düzlemde buluşturmak. Bu iki referansı bir araya getirerek “hareketin taşınması” fikrini fiziksel bir deneyime dönüştürüyorum. Elektrikli tren sistemi bu bağlamda yalnızca bir taşıyıcı değil, görüntünün kendisini dolaşıma sokan bir mekanizma hâline geliyor.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Yapay zekâyı yalnızca bir üretim aracı olarak değil, hareketin estetiğini ve ritmini belirleyen bir yaratıcı ortak olarak konumlandırıyorum. Sanal olarak üretilen görüntü verisini fiziksel uzamda yeniden maddeselleştirerek, izleyiciye hem nostaljik hem de spekülatif bir deneyim sunmayı amaçlıyorum. Railtrope ile, erken dönem optik aygıtların mantığı ile çağdaş üretim teknolojileri arasında gidip gelen; hareketin hem hafıza hem de olasılık olarak var olduğu bir eşikte konumlanıyorum. Çalışmayı ocak ayında Küçükçekmece Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen “Phygital Doors” sergisinde sanatseverlere sundum.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
“Yapay zekâ artık sadece bir araç değil, yaratıcı sürecin aktif bir bileşeni haline geliyor.”
Yapay zekânın gelişimi kariyer hedeflerinde bir değişiklik yarattı mı?
Murat Fırat: Evet ama değişiklikten ziyade nasıl uyum sağlayacağıma dair bir yol çizdim diyebilirim. Genel olarak baktığımda yapay zekânın ve otomasyon sistemlerinin gelişimi, yaratıcı endüstrilerde zaten belirginleşmeye başlayan bir dönüşüm yarattı ve bu etki giderek daha da derinleşiyor. Özellikle üretim süreçlerinde hız, erişilebilirlik ve teknik sınırların yeniden tanımlanması, sanat ve tasarım pratiğini doğrudan etkiliyor. Bu durum, yalnızca kullanılan araçların değişmesi değil, aynı zamanda üretim mantığının da dönüşmesi anlamına geliyor.
Bu değişim doğal olarak kariyer hedeflerimi de etkiliyor. Sanat üretimlerinde iş akışları daha hibrit bir yapıya evrilirken, yapay zekâ artık sadece bir araç değil, yaratıcı sürecin aktif bir bileşeni haline geliyor. Fikirden çıktıya giden süreçte insan ile makine arasındaki ilişki daha entegre ve deneysel bir forma dönüşüyor. Bu da yaratıcı üretimlerimi daha esnek, çok katmanlı ve sürekli yeniden tanımlanan bir yapıya taşıyor.
Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri de akademi ve eğitim alanında ortaya çıkıyor. Yapay zekâ destekli üretim modelleri yaygınlaştıkça, üniversitelerde verilen eğitimlerin içeriği ve yaklaşımı da değişmek zorunda kalacak. Artık sadece teknik araç öğretmek yeterli olmayacak; bunun yerine yaratıcı düşünme, hibrit üretim süreçleri ve yapay zekâ ile birlikte çalışma becerileri daha merkezi hale gelecek.
Akademisyenlik de bu süreçte dönüşüyor. Geleneksel anlamda bilgi aktaran öğretici rolü yerine, üretim süreçlerini tasarlayan, yönlendiren ve eleştirel bir çerçevede yeniden yorumlayan bir yapıya doğru evriliyor. Öğrenciler ise yalnızca uygulayıcı değil, yapay zekâyı yaratıcı bir ortak gibi kullanabilen üreticiler haline geliyor.
Sonuç olarak bu süreç, sadece bir araç değişimi değil; yaratıcı endüstrilerden akademiye kadar uzanan daha geniş bir paradigma değişimi. Yapay zekâ hem üretim biçimlerini hem de bu üretimi öğreten ve anlamlandıran yapıları yeniden şekillendiren bir dönüşüm katalizörü olarak konumlanıyor.
“Önce ne söylemek istediğini keşfet, sonra yapay zekâyı bu fikri genişleten bir araç olarak konumlandır.”
Yaratıcı sektörlerde çalışmayı hayal eden ya da bu alana yeni giren bir gence, yapay zekâ konusunda nereden başlamasını önerirsin?
Murat Fırat: Aslında genel olarak öğrencilerime sürekli söylediğim şey, öncelikle yapay zekâyı tek başına bir araç olarak değil, üretim pratiğini dönüştüren bir düşünme biçimi olarak ele almasını öneririm. Beş yıldır üniversitelerde ders veren bir akademisyen olarak gözlemim şu yönde: Gelecek, tek disipline bağlı üretimlerden çok, farklı araç ve yöntemlerin birleştiği hibrit üretim modellerine ait.
Bu nedenle gençlerin yapay zekâ merkezli hibrit üretimleri benimsemeleri önemli. 3D, video, ses, metin gibi farklı alanları bir araya getiren süreçler kurmaları, onları hem teknik hem de kavramsal olarak ileri taşıyacaktır. Ancak burada asıl belirleyici olan şey teknolojiye hâkim olmak değil; o teknolojiyi nasıl bir yaratıcı vizyonla kullandıklarıdır.
Bu yüzden başlangıç noktası olarak şunu öneririm: Önce ne söylemek istediğini keşfet, sonra yapay zekâyı bu fikri genişleten bir araç olarak konumlandır. Çünkü güçlü işler, araçlardan değil, o araçlarla kurulan özgün bakış açısından doğar.
“Yapay zekâ” ve “yaratıcılık” kelimeleriyle tek cümlelik bir tespit ya da motto üretir misin?
Kısaca mottoyu “Yapay zekâ ile yaratıcılık, kontrol ile keşif arasındaki çizgide mümkün olanı yeniden tanımlama cesaretidir” şeklinde söyleyebilirim.
Görsel: Murat Fırat






