İsviçreli sanatçı Renée Levi, Londra’daki Hayward Gallery’nin batı cephesini geçici bir resim yüzeyine dönüştürdü. “September” adını taşıyan iki parçalı çalışma, binanın dış cephesindeki yatay pencerenin üst ve alt kısmını kaplıyor. Hayward Gallery ve Audemars Piguet Contemporary katkılarıyla gerçekleştirilen çalışma, Levi’nin Birleşik Krallık’taki ilk büyük ölçekli kamusal alan işi olma özelliğini taşıyor.
1960 yılında İstanbul’da doğan, İsviçre’de büyüyen ve bugün Basel’de yaşayan Levi, resme yönelmeden önce mimarlık eğitimi almış. September üzerinde 2 yıl boyunca çalışan sanatçı, bu eser için ilk kez dış cephede kullanılabilecek yeni bir endüstriyel malzemeyi resim yüzeyi olarak denemiş. Sanatçı, Hayward Gallery’nin mimarisini gizlemek yerine çalışmanın bir parçası haline getirmek istemiş. Özellikle cephenin uzun yatay penceresini resmin merkezine yerleştirmiş. Binanın dışa doğru çıkıntı yapan bu penceresi, “yapının “gözü” olarak da tanımlanıyor.
Renée Levi
September, 2 yıl süren bir çalışmanın ve çok sayıda malzeme deneylerinin sonunda hayata geçirildi
Levi’nin alışılmış çalışma biçiminden farklı olarak September, keten yerine endüstriyel bir ağ üzerinde üretildi. Büyük ölçekli reklam afişlerinde ve tabelalarda da kullanılan sentetik ağ, dış mekandaki rüzgarlı koşullarda havanın geçmesine izin veriyor. Levi’nin kullandığı pigmentler bu yüzeye doğrudan tutunmadığı için farklı malzemeler üzerinde çok sayıda deneme yapıldı ve sonunda sanatçının daha önce bu şekilde kullanmadığı beş floresan akrilik boya seçildi. Çalışmada ayrıca ışığa göre görünümü değişen gümüş renkli sprey boya kullanılıyor; bazı açılardan neredeyse siyah görünen yüzey, başka bir açıdan oldukça parlak bir görünüme kavuşuyor.
Sanatçının yaklaşımında resim, binanın önüne yerleştirilen bağımsız bir nesne olmaktan çok mimariyle birlikte şekilleniyor. Beton yüzey, geometrik yapı ve pencere, resmin kompozisyonunun bir parçasına dönüşürken, Levi’nin renk lekelerinin yönleri de bedeninin fiziksel erişim alanıyla ilişkileniyor. Sanatçı çalışmasını “anıtsal” olarak tanımlamaktan özellikle kaçınıyor; ona göre anıtsallık çoğu zaman insanı mimarinin karşısında küçülten bir ölçeğe işaret ediyor. Bunun yerine izleyicinin çalışmaya yaklaşabilmesini ve neredeyse dokunabilecek kadar yakınlaşabilmesini önemsiyor.
September’ın üretim süreci küçük kurşun kalem eskizleriyle başlamış. Levi, eskizleri bilgisayar görselleştirmeleri hazırlayan partneri Marcel Schmid ile birlikte geliştirdi. Schmid ayrıca mühendislerle yapının ve ağ malzemenin teknik hesapları üzerinde çalıştı; rüzgarın geçebilmesi için hangi bölümlerin açık bırakılması gerektiğini ve hangi kısımların astarlanabileceğini belirledi. Levi ise bu teknik meseleler çözüldükten sonra resme odaklandı. Çalışmanın tamamı Basel’deki yaklaşık 15 metre uzunluğundaki stüdyosunun zemininde, neredeyse gerçek ölçekte üretildi.
Çalışmanın renk paleti de Levi’nin önceki işlerinden ayrılıyor. Sanatçı, farklı projelerinde mekanda zaten bulunan renklerden yola çıkmayı tercih ettiğini; Lyon Bienali’nde parke zeminin rengiyle kırmızı ve maviyi, Palais de Tokyo’da ise betonun grisiyle beyazı ve ışığı kullandığını anlatıyor. September ise tek bir kompozisyonda bu kadar çok renk kullandığı ilk çalışması. Levi’ye göre fazla renk, yapıyı ve gerçekliği görünmez hale getirebilirken, bu çalışmada kullanılan malzeme ve dış mekan koşulları onu farklı bir yaklaşım geliştirmeye yöneltti.
Audemars Piguet Contemporary için de September ayrı bir yere sahip. 2012 yılında kurulan ve uluslararası sanatçılarla yeni işler üretmek üzere kültür kurumlarıyla iş birlikleri yapan program, ilk kez ağırlıklı olarak resim pratiğiyle tanınan bir sanatçıdan iş sipariş etti. Programın iki kurum içi küratörü, sanatçıların farklı ölçeklerde ve farklı malzemelerle yeni alanlar keşfetmesine destek oluyor. September da Levi’nin pratiğini yeni bir malzeme ve mimari ölçeğe taşıyan bu yaklaşımın bir parçası.
Eserin adı da çalışmanın üretildiği dönemle bağlantılı. Levi, iki yıl boyunca Londra’da yaşadığı deneyimlerin yanı sıra çevresinde olup bitenleri de zihninde taşıdığını söylüyor. September İngilizcede kadın adı olarak da kullanılabildiği için başlığın yalnızca ay adına gönderme yapmadığını belirten sanatçı, ismi seçme sürecini bir şiir aramaya benzetiyor. Çalışmanın eylül ayında ortaya çıkması da başlıkla doğrudan bağlantılı. Levi, bu kelimenin içinde içinde bulunulan döneme dair hem umutsuzluk hem de umut taşıdığını ve resmin renklerinin insanlara “küçük bir yıldız” gibi güç vermesini umduğunu ifade ediyor.
Hayward Gallery’nin önünden geçen ve özellikle çağdaş sanat görmek için oraya gelmeyen kişiler de eserin izleyicileri arasında. Levi, sprey boya çizgilerinin grafitiyi bilen gençlerle bir bağlantı kurabileceğini düşünüyor. Ancak insanların bazılarının telefonlarına bakarak yürüdüğünü ve eseri hiç fark etmeyebileceğini de söylüyor. Ona göre bu durum da yaşadığımız dönemin bir parçası. September, 15 Kasım’a kadar Hayward Gallery cephesinde kalacak ve sanatçı için eser ancak cephesinden indirildiği gün tamamlanmış olacak.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Görsel: Renée Levi, Instagram








