Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı

İPZ’14 – Günün Özeti

İPZ’14 – Günün Özeti

Bildiğimiz dijitalin sonu mu? İPZ bu yıl da zengin bir içerikle karşımızda.

Türkiye’nin önemli pazarlama etkinliklerinden İPZ’14, yani İnteraktif Pazarlama Zirvesi’nin dokuzuncusu, bugün Swissotel The Bosphorus’ta gerçekleşti. TTNET ve Türk Telekom‘un ana sponsorluğunda, pazarlama profesyonellerini ve iletişimcileri bir araya getiren zirvede bu yıl “Dijital Öldü. Yaşasın Dijital” teması ele alındı.

Zirvenin “Think Tank” ekibinin yaptığı beyin fırtınalarından birinde çıkan bu söylem, bugüne kadar hep pazarlamanın yanında bir ‘uydu’ olarak görülen ‘dijital’ kavramının yerini ‘tüm hayatımızı kapsayan dijital’e bıraktığı fikri etrafında oluşmuş.

Gün boyunca hemen hemen her sunumda değinilen ‘hız’ kavramı ise, programın yetişebilmesi için peşpeşe girilen oturumlarda bizzat yaşandı diyebiliriz. Hem konuşmacılar, hem katılımcılar, yoğun ve akıcı olan programa yetişmeye ve ayak uydurmaya çalıştılar.

Konuşmacılar ile ilgili ayrıntıllı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. 

‘Geleceğin’ konuşulduğu zirvenin en çok dikkat çeken oturumlarını sizlere özet olarak aktarmaya çalışalım:

Günün ilk oturumlarından biri “Sessiz Zeka: Nesnelerin İnterneti” kitabının yazarı Daniel Obodovski’nin aynı adlı sunumu idi. Bir çok önemli markaya bu konuda eğitimler veren Obodovski, sunumunda nesnelerin internetinin çevremizdeki analog dünya ile dijital olarak iletişim kurmamızı sağladığını ve bunun sayesinde markaların artık yalnızca online olarak değil offline olarak da davranışlarımızı takip edebileceğinden bahsetti. Yeni teknoloji ekosisteminde akıllı kentler, evler, arabalar ve cihazlar ile artık tüm yaşantımız ve davranışlarımız ölçümlenebilir hale geliyor. Uzaktan erişime açık cihazlar üzerinden çok büyük bir data elde ediliyor. Obodovski’ye göre, bu ölçümlemelerde, tüketici açısından iki önemli sorun ortaya çıkabilir: “veri gizliliği” ve “veri güvenliği”. Gelecekte veri analizi, markalar için daha avantajlı hale geliyor, ancak tüketici açısından özel hayatın ihlali anlamına gelebilir.

Daniel Obodovski’den sonraki konuşmacı, “Social Engagement Marketing” kitabının yazarı, trend uzmanı Michael Tchong idi. Enerjisiyle salonun havasını bir anda değiştiren Tchong, konuşmasına “ben bir sosyal devrimciyim” diyerek başladı ve dijital yaşam tarzının pazarlamayı nasıl yeniden şekillendirdiğine dair örnekler verdi. Hızın ve yenilikçi olmanın bu çağda artık kaçınılmaz olduğuna değinen Tchong’a göre, trendler yüzeysel olabiliyor, ancak übertrendlerin sahip olduğumuz değerler ve davranışlarımız üzerinde etkisi var. Bu nedenle, gerçek anlamda takip edilmesi gereken trendler bunlar. Übertrendlere bir örnek, “zaman baskısı”. Zaman baskısı sayesinde büyümüş olan markalara örnek ise Starbucks. Yaşam hızlandıkça, Starbucks da bu hıza ayak uydurdu ve 19.000 mağaza ile 14,3 milyar dolarlık marka değerine ulaştı. 

Tchong’un sunumundan aklımızda kalan neşeli bir kaç kavramı da paylaşalım:

Social NOTworking: Ofiste oturup bütün gün Facebook’ta durum güncellemek.

Screensucking: Ekrana bakmaya bayılıyoruz. Ekranı adeta içimize çekiyoruz; o da bizi.

Online oxygen: Sürekli bağlı kalmaya olan bağımlılığımız.

Dünyaca ünlü müzik tanıma uygulaması Shazam’ın EMEA Bölgesi Reklam Direktörü Josh Partridge ise konuşmasında, “tüketiciyi mobil ve ikinci ekran aracılığı ile yakalamak” üzerine bilgiler verdi. Partrige’e göre, ikinci ekran deneyimi aslında yeni bir şey değil; biz bunu bir yandan TV izlerken gazete okuyarak da yapıyorduk. Ancak artık günde ortalama 150 kez akıllı telefonlarına bakan insanlar olduk. Bu nedenle akıllı telefonlar da ilk kez 2014’te birinci ekran haline geldi. Nasıl arama yaptığımız bile değişti. Eskiden telefonlarımızda arama motorlarını kullanırken, şimdi daha çok uygulamalarda vakit geçiriyoruz. Bunun da pazarlamacılara sunduğu bazı fırsatlar var. Örneğin, Shazam’ın marka deneyimini genişletmesiyle birlikte, Shazam-for-TV ile televizyondaki reklamları shazamladığınızda marka ile birebir iletişime geçebileceksiniz. Sırada Google Glass, Shazam for Mac ve SIRI işbirlikleri olduğunu söyleyen Partridge, Shazam’ın ikinci ekran başarısını ise şu dört kritere bağladı: “ölçek”, “teknoloji”, “alışkanlık” (pek çok uygulama indiriyoruz ama bir süre sonra telefonumuzda olduğunu unutuyoruz) ve “indirme”.

Shazam’ın Amerikalı şarkıcı Demi Lovato ile yaptığı işbirliği ise, elde edilen datanın ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Demi Lovato’nun Shazam üzerinde taglendiği bölgeler ile sanatçıya bir tur programı hazırlanmış ve dinleyicilerin de Shazam üzerinden bilet kazanacağı bir kurgu çalışılmış.  

Sıradaki konuşmacı, medya ve eğlence sektörü için iş zekası ve veri tabanlı ürünler üreten Semetric adlı şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Jeremy Silver. Şirketin müşterileri arasında Spotify, EMI ve MTV gibi büyük markalar yer alıyor. Silver, dijitalleşmenin eğlence sektörünü nasıl etkilediğinden bahsetti sunumunda. Söz gelimi, müzik ile olan ilişkimizde bir albüme “sahip olmanın” heyecanını ve büyüsünü yitirdik. Dijitalleşmenin ilk aşamasında müzik indirme vardı. İndirmenin bile bir heyacanı vardı, bir nevi dijital analogdu müzik indirmek. Artık Spotify, Deezer gibi uygulamalar ile para ödediğiniz sürece her yerden müzik dinleyebiliyoruz ve sanki tek umursadığımız da bu. Müziğe istediğimiz an, istediğimiz yerde ulaşabilmek. Dijitalde ise eğlence sektörünün temelinde yatan bu heyecanı geri getirmek zorundayız. Tüketici, artık büyük ve gerçek deneyimlerin peşinde. Tüketiciyi asla kandıramazsınız, artık çok gelişmiş bir kitle ile karşı karşıyasınız. Kandırmayı deneyebilirsiniz, ancak başarısız olursunuz. Doğrudan hedefleme yapmalı ve canlı deneyimler sunmalısınız. Şu dört konuya dikkat etmek gerekli: “hız”, “basitlik”, “sahicilik” ve “veriyi doğru kullanma”

Günün sonuna doğru ise güleryüzüyle yorgun katılımcıların enerjisini tazeleyen Katie Lampe sahne aldı. Twitter EMEA Bölgesi Satış Operasyonları Başkanı Lampe sunumunda, “Twitter ile doğru anlarda pazarlamanın sırları”na değindi. Twitter’ın aslında çok basit bir iletişim aracı olarak doğduğunu ve şu an tüm dünyayı birbirine bağladığını belirten Lampe’a göre, Twitter adeta bir ‘global Time Square’. Canlı bir medya olarak nereye giderseniz gidin her an yanınızda olduğu için, sizin dünyanızda olup bitenlerle yakınlaşmanızı sağlıyor. Tüm dünyanın takip ettiği Dünya Kupası‘nı ele alalım. Bu büyük organizasyonun global doğası ile Twitter’ın global doğası bir araya geldiğinde, Lampe’ın ekranda gösterdiği ısı haritalarındaki gibi büyük dalgalanmalar meydana geliyor. Örneğin Almanya’nın Brezilya’ya attığı her golde dalga daha da büyüyor ve maç bittiğinde bir süre sonra sönüyor. Twitter’da her gün durmadan dönen bu gündelik konuşmaların, pazarlamacılar için olan önemine değinen Lampe, bu konuşmaları “pazarlama anları” olarak tanımlıyor.