Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı

Dijital reklama yavaş yavaş inanmak…

Dijital reklama yavaş yavaş inanmak…

Yine eski defterleri karıştırırken, temmuz ayında Reklam YAZILARI blogunda Emre’nin eklediği ilginç bir linke rastladım: “Advertising Found Dead” isimli bir yazıydı bu, ve kısaca dijital reklamlardaki gelişmelerin klasik mecralardaki reklamcılığı olumsuz etkileyip etkilemediği sorusunu masaya yatırıyordu…

İngilizce yazının tamamını okumaya üşenecekler için özetleyeyim: Yazarlar Nick Emmel ve Toby Horry, geleneksel reklamcıların dijitalcilere yönelttiği dört “suçlamayı” sıralıyor ve teker teker her biriyle dalga geçerek, gayet eğlenceli bir dille bunların haksızlığı kanıtlamaya çalışıyor…

Dijitale yüklenmek istenen söz konusu suçlamalar şöyle:
1. Reklamların “hikaye anlatma / storytelling” yeteneği, dijital uygulamalar yüzünden darboğaza girebilir.
2. Yeni ve geçişken görev tanımları itibariyle, geleneksel “kreatif ekip” kavramı tarihe karışabilir.
3. Tüketicilerden gelen parlak yaratıcı fikirler sayesinde, yakında reklam ajanslarına ihtiyaç kalmayabilir.
4. Ve nihayet, dijital bir yandan reklamcılara gülümserken öte yandan da pazarlama yöneticilerini, finansçıları vs. reklamcı gibi düşündürterek hepsinin gönlünü hoş tutuyor, herkesi işin içine davet ediyor…

Yazının sonunda da söylendiği gibi, bunlar halihazırda reklamcılığın güncel sıkıntıları evet, ama dijital reklam bunun sorumlusu değil, tam tersine bunlarla baş edebilmek için reklamcılığa yardım edebilecek bir cankurtaran konumunda aslında… En azından, kesinlikle Türkiye’de de tartışılması gereken konular bunlar…

Bir de, mesela şu anda Türkiye’deki online reklam pazarının bu kadar küçük hacimli olmasının sebeplerinden biri de, dijital reklamın marka değerine yapacağı orta ya da uzun vadeli katkının, özellikle reklamverenler ve medya planlamacılar tarafından pek umursanmıyormuş / bilinmiyormuş gibi görünmesi galiba…

Belki de “interaktif” kelimesinden çok şey bekleyerek, tüketicinin anında tepki vermesini, anında tıklayarak bir yerlere gitmesini, bir şeyleri hemen satın almasını vs. bekliyoruz. Oysa mesela bu tek başına hiç de sağlıklı bir beklenti değil: Çünkü ister geleneksel isterse de online mecralardaki reklamların çoğu, tüketicinin vereceği tepkiler açısından pek de aceleci olmamayı gerektiren “zamana yayılmış” dinamiklere göre çalışıyor…

“İnanmıyorum, ama bir güç var biliyorum” der gibi bitireyim: Dijital reklamın uzun vadeli marka algısına yaptığı pozitif katkının da, en azından “anında tıklanma miktarı beklentisi” kadar önemsendiği günleri bizler de göreceğiz, inanıyorum… 🙂