Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı
Darth Vader vs. Wearable Technology [Kristal Elma 2014]

Darth Vader vs. Wearable Technology [Kristal Elma 2014]

Uzak galaksilerin en ünlü kötüsü Darth Vader, giyilebilir teknolojilerin şu anki en uç noktası olarak kabul edersek günümüz giyilebilir teknolojilerini bu yolda nereye koyabiliriz?

Teknolojinin bugüne baktığımızda büyük markaların arasında sonsuz bir rekabet görüyoruz. Şirketler büyüme politikalarını iç yatırımlardan ziyade satın almalara doğru kaydırıyor. Ar-Ge kavramının da sözlük karşılığı değişiyor. Geride bıraktığımız yıl içerisinde Facebook, dünyanın en popüler anlık mesajlaşma uygulamalarından Whatsapp’ı satın aldı. Google ise hala kapılarının arkasında ne olduğu tam olarak bilinmeyen çeşitli davranış yeteneklerine sahip gelişmiş robot geliştirme şirketi Boston Dynamics’i satın aldı. Bu satın almalar şirketlerin büyüme politikaları hakkında bize pek çok açıdan bilgi veriyor.

Mindshare’ın CEO’su Özer Sata, hızlanan veri akışını tarihsel süreci ile birlikte günümüz satın alma ve geliştirme temelinde inceleyerek giyilebilir teknolojilerin geleceğini açıklıyor. Ardından sözü Mindshare’da Global Mobile Director olarak yer alan James Chandler’a bırakıyor.

Veri olarak değerlendirdiğimiz kavramın temeli Sümerlilere dayanıyor. Bilgiyi toplayıp saklamakla başlayan süreç Mısır’da papirüs olarak gözlemleniyor. Hatta büyük veri kullanımı tanrılar arasında bile görülüyor. Tanrıların belirli konular üzerinde uzmanlaşması ve onlarla aidiyet kurması da verinin işlenmesine örnek teşkil ediyor.

Verinin işlenme süreci okumak, anlamak ve harekete geçmekten oluşuyor. Shazam bulunduğunuz ortamda çalan parçayı dinleterek o parçanın ismini bulmanızı sağlayan bir uygulama. Fakat bu uygulamanın kodlanma amacı kolayca veri toplayıp bunu analiz edebilen bir algoritma yaratmaktı. House of Cards isimli dizi ise benzer anlayış ile kurgulanan ve dijital ortamda yayınlanan biri dizi. Fakat aldığı olumlu tepkiler neticesinde geleneksel medyada da yayınlandı. Amazon ise size beğenebileceğinizi düşündüğünüz ürünleri tavsiye ediyor. Eğer siz satın almak istemezseniz de bir başka kullanıcıya bu teklifi sunuyor. Bir diğer deyişle geçmişte adres adres gezerek satış yapma modelinin günümüze uyarlanmış halidir.

Bugün ve gelecekte kurulmuş olan yeni bir şirketin toplayacağı veri ile 100 yıllık bir şirketten daha hızlı büyüyerek onun önüne geçmesi olağan bir durum haline geliyor. Eğer eski şirketler kendileri büyük veriyi toplama ve analiz etme konusunda gelişmez ise bu sondan kaçamıyor.

James Chandler sözüne saatlerin ve zamanın değiştiğinin vurgusunu yaparak başlıyor. Mobil cihazlar incelendiği zaman 2007 öncesinde mobil cihaz dendiğinde akla müzik çalarlar geliyordu. Teknolojiyi işleyerek onları kullanılabilir hale getiren, kullanıcı verilerini toplayıp analiz edebilen cihazlar olarak öne çıkıyordu. 2007 ve sonrasında akıllı telefonlar bu görevi müzik çalarlardan devraldı. 2012 sonrasında ise bu tanımın karşılığı olarak giyilebilir teknolojiler gösterilmeye başlandı. Bunun ilk örneği ise akıllı saatlerdi.

Teknolojik cihazların senelik satış rakamları incelendiğinde artık bilgisayar defterini kapattığımızı açıkça görebiliyoruz. 2000 ile 2010 yılları arasında bilgisayar satışlarının attığını ancak 2010 yılına gelindiğinde akıllı telefon satışlarının daha önce hiçbir cihazda görülmemiş oranlarda arttığı görülmüştür. Bu artış lineer bir artış da değildir üstelik. Kümülatif olarak her geçen yıl artmaya devam etmektedir. Bu ve benzeri istatistikler analiz edildiğinde 4 yıl sonra giyilebilir cihazların kullanımı %400 artacaktır. Teknoloji de bu insalıkla uyum sağlayarak gelişmeye devam edecektir.

İnsanlar arasındaki iletişimin teknoloji ile bağını incelediğimizde ise internet öncesi dönemde bir bilginin paylaşılması için fiziksel olarak hareket etmeniz ve dialog kurarak aktarmanız gerekiyordu. 1996 yılından veri ve bilgi aktarımı sabit bir noktadan yapılabilir hale geldi. İnternet ve bilgisayarlar ile bu işlemi hareket etmeden yapabiliyordunuz. 2007 yılında eylem mobil cihazlar ile sabit bir noktadan değil herhangi bir yerden veri paylaşılabilir oldu. 2011 yılında bu teknoloji giyilebilir cihazlara geçti ve artık herhangi bir harici cihaz ile değil üzerimizde taşıdığımız cihaz ile veriyi paylaşabiliyoruz. Bugün ve gelecekte ise bu teknolojiler içimizde olacak. Veriyi anında ve doğrudan toplayıp paylaşabileceğiz.

Giyilebilir teknolojilerin tarihinde kullanılan ilk eşya cep saatidir. 1800’lerde zamanı sabit noktalardan öğrenmek yerine insanlar zamanı cebinde taşıyabilir hale geldi. Böyle olması herkes için çok kullanışlıydı. Zamanı öğrenmek istediğiniz zaman tek yapmanız gereken cebinize uzanmak ve avuç içi büyüklüğündeki cep saatini kontrol etmekti. Bu devrimin tek handikapı ise zamanı kontrol etmek için bir elinizi kullanmanız gerekmesiydi. Böylece saatin iki ucuna kayış monte ederek zamanı kolunuzda taşıyabilir oldunuz. Neil Armstrong, Ay’a seyahat ettiğinde yanında taşıdığı Omega Speedmaster marka ve modelindeki saat ile yerçekiminden bağımsız olarak zamanı kontrol edebiliyordu. Analog mekinizmaya sahip cihazlar yerini dijital teknolojiye bırakırken saatler de bu gelişmeye uyum sağladı. Hesap makineli kol saatleri bir dönem için hepimizin vazgeçilmesiydi. Ancak günümüzde bileğinizdeki cihazın zamanı kontrol etmesine ihtiyaç duyulmuyor. Çünkü artık zaman her yerde. Bilgisayarınızda, masanızda, cebinizde… Artık bu cihazlar sizin adımlarınızı, uykunuzu faaliyetlerinizi kontrol ediyordu.

Dijital dünyanın ise üçüncü dalgası giyilebilir teknolojilerdir. Bu teknolojiler zaman içerisinde kıyafetlerinizde, aksesuarlarınızda, moda anlayışınızda vücudunuzdaki parçalarda ve hatta lensinizde bile yer alacaktır. Giyilebilir teknolojilerinin reklam ve pazarlama alanlarında kullanımının bir örneğini de Pepsi vermiştir.

https://www.youtube.com/watch?v=qhFgzCPMMsY

Görseller: Bigumigu