Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı
Eski Hoparlörler Etkileşimli Ses Heykellerine Dönüşüyor

Eski Hoparlörler Etkileşimli Ses Heykellerine Dönüşüyor

Sanatçı Benoît Maubrey, eski hoparlörlerden inşa ettiği etkileşimli heykellerle kamusal alanlarda iz bırakıyor.

Alman sanatçı Benoît Maubrey, eski hoparlörleri kullanarak gemiler, dikilitaşlar, iglolar ve tapınaklar gibi farklı formlarda işlevsel kamusal alan heykelleri üretiyor. Sanatçı, kamusal alan çalışmalarında insanları izleyici olmanın ötesinde katılımcı haline getirme prensibiyle hareket ediyor. Bu yaklaşım, onu 1980’lerin başında resimden uzaklaştırarak bu tür bir pratiğe yöneltmiş. Maubrey’e göre sesi görünür kılmak isteyen bir sanatçı için tuval üzerine resim yapmak yeterli değil.

Sanatçı, Almanya’nın Brandenburg bölgesinde bir çiftlik evinde yaşıyor. Ahırının bir bölümünde, sergileri sona ermiş işlerinden kalanlar da dahil olmak üzere yaklaşık 3.000 hoparlör bulunuyor. Bu hoparlörler geri dönüşüm şirketlerinden, ikinci el pazarlarından, arkadaşlarından ve sokaktan geliyor. Maubrey, hoparlörleri marka ya da ses kalitesine göre değil, erişilebilirliğe göre seçiyor. Bu yaklaşımı da “ohm demokrasisi” olarak tanımlıyor; zira her hoparlörün taşıdığı elektriksel direnç değeri (ohm), yüzlercesi bir araya geldiğinde özel bir bağlantı ve amplifikasyon sistemi gerektiriyor. Sanatçının iddiasına göre dünyada 3.000’den fazla geri dönüştürülmüş hoparlörü bir araya getirerek etkileşimli kamusal heykellere dönüştüren başka kimse yok.

IMG_5575

Maubrey aynı zamanda 1982’den bu yana faaliyet gösteren Berlin merkezli sanat kolektifi Die Audio Gruppe’nin kurucusu ve yöneticisi. Kırk yılı aşkın süredir Avrupa, Orta Doğu ve Japonya’da kamusal alanlara dikilitaşlar, duvarlar, kapılar, arenalar, deniz fenerleri, tapınaklar ve küpler gibi farklı yapılardan oluşan ses heykelleri yerleştirdi. Sanatçının yaklaşımında kamusal alan ile içindeki insanlar arasındaki ilişki, karşılıklı etkileşime dayanan bir alışveriş olarak kurgulanıyor.

Bu heykellerle etkileşim kurmak oldukça basit: Ziyaretçiler mikrofon aracılığıyla konuşabiliyor ya da şarkı söyleyebiliyor, hatta Bluetooth üzerinden telefonlarını bağlayarak müziklerini tüm sisteme yayabiliyor. Ses, heykelin içindeki tüm hoparlörlerden aynı anda duyuluyor. 2011 tarihli “Speakers Wall” adlı enstalasyonda, ortasında Berlin Duvarı’ndan bir parçanın yer aldığı ve 1.000 hoparlör, amplifikatör ve tuner ile çevrili yapı, izleyicilere bir telefon numarasını arayıp telesekretere konuşma imkanı da sunuyordu. Bu kayıtlar daha sonra tüm hoparlörlerden çalınıyordu. Böylece eser, herhangi bir izin ya da kimlik gerektirmeden herkesin sesini duyurabildiği bir “konuşma köşesi” işlevi görüyordu.

Maubrey, ütopya fikrine mesafeli yaklaşıyor: “Ütopyalara inanmıyorum, ama hayal gücüne, eğlenceye ve yaratıcılığa inanıyorum” diyor. Yine de kırk yıllık deneyimi ona insanların doğasına dair önemli bir gözlem sunmuş. Enstalasyonlarında kullanılan telesekreter kayıtlarının yalnızca yaklaşık yüzde 3’ü rahatsız edici içerik barındırırken, geri kalan yüzde 97’lik kısım insanların şakalaştığı, selamlaştığı, şiir okuduğu ve şarkı söylediği kayıtlardan oluşuyor. Sanatçıya göre bu durum, “insanların temelde iyi ve yaratıcı” olduğunu gösteriyor.

Bu yaklaşım, Maubrey’nin işlerini politik bir söylemden ayırıyor. Sanatçı, politik sanatı sistemlerle ilgili olarak tanımlarken, kendi işini “insanlara alan açmak” olarak görüyor. Amacı sistemler üzerine konuşmak değil, kamusal alana bir mikrofon yerleştirip ne olacağını görmek. Almanya, Japonya, Mısır, Fransa, Kanada ve Avusturya’daki festivallerde ortaya çıkan tablo ise benzer: İnsanlar bu yapıları kullanıyor, konuşuyor, bazen de sanat üretiyor. Üstelik üç dakikalık kayıt sınırı dışında herhangi bir sansüre ihtiyaç duyulmuyor.

Heykellerin malzemesi de bu yaklaşımı destekliyor. Yirmi yıl bir evde kullanılmış bir hoparlörün yüzeyinde zamanın ve kullanımın izlerini taşıyan bir “patina” bulunuyor. Bu tanıdıklık hissi, izleyicileri yapıya yaklaştırıyor; onları mikrofonu almaya ya da Bluetooth ile bağlanmaya teşvik ediyor. Böylece bir zamanlar evlerde kullanılan hoparlörler, daha büyük, daha açık ve daha gürültülü bir kamusal bağlamda ikinci bir hayata kavuşuyor.

73 yaşındaki sanatçı üretmeye devam ediyor ve yaklaşımı net: Eski hoparlörlerden bir yapı kurmak, ona işlevsel bir sistem ve mikrofon eklemek, ardından geri çekilip insanların özgürce konuşmasına alan tanımak.

Sanatçının çalışmalarını Instagram’ı üzerinden takip edebilirsiniz.

 

Obelisk at Le Mans Sonore Festival

Görsel: Benoît Maubrey Fotoğraflar: Frank Paul