“Yapay Zekâ ve Yaratıcılar” serimizin 5. konuğu, Merve Kurtuluş. Reklam yazarlığından gelen bir düşünme pratiğini yapay zekâ araçlarıyla görsel, işitsel ve kavramsal üretim alanına taşıyan Kurtuluş; yapay zekâyı yalnızca teknik bir araç olarak değil, fikrin farklı biçimlere dönüşmesini mümkün kılan bir üretim alanı olarak ele alıyor.
Merve Kurtuluş, sorularımıza verdiği cevaplarla Midjourney’den Suno’ya uzanan farklı araçlarla üretim pratiği, sergileri ve uluslararası projeleri üzerinden yapay zekâ ile üretmenin yaratıcı süreçlere nasıl yeni kapılar açtığını anlattı. Kendi üretim yolculuğuna ve yapay zekâ çağında yaratıcılığın nasıl dönüşebileceğine dair görüşlerini paylaştı.
“Bir düşünce nasıl bir forma dönüşür? Yapay zekâ, bu dönüşümü farklı katmanlarda deneyimlememi sağladı.”
Yapay zekâyla aran nasıl?
Merve Kurtuluş: Yapay zekâ benim için “işi yapan” değil; işi mümkün kılan hız ve deneme alanı. Reklam yazarlığından geliyorum; yıllarca işim kelimeyle, ritimle, fikirle markalar için dünya kurmaktı. Reklam da sanat da fikir meselesi. Yapay zekâyla bu pratiğim görsele, videoya ve hatta müziğe açıldı. Benim merak ettiğim hep fikrin kendisi oldu. Bir düşünce nasıl bir forma dönüşür? Yapay zekâ, bu dönüşümü farklı katmanlarda deneyimlememi sağladı.
Her gün kullandığın yapay zekâ araçları var mı? Hangileri?
Merve Kurtuluş: Evet, neredeyse refleks gibi kullandıklarım var. ChatGPT, hayatın her alanında asistan. Claude akıl hocası. Midjourney görsel dünya kurmak için en sık başvurduğum araç. Bir proje yapıyorsam işin ihtiyacına göre farklı text-to-image, image-to-video ve text-to-sound araçlar arasında gidip geliyorum.
Kaç ayrı yapay zekâ uygulaması veya hizmeti için abonelik ücreti ödüyorsun ya da şirketin senin adına ödüyor?
Merve Kurtuluş: Aktif üretimde kullandığım abonelik sayısı 4. Bazılarını ihtiyacıma göre dönemsel alıyorum veya çok spesifik bir araç lazımsa proje sahibi karşılayabiliyor.
Üretim süreçlerinde aktif olarak hangi yapay zekâ araçlarını kullanıyorsun?
Merve Kurtuluş: Projeye göre değişse de genel akış şöyle: ChatGPT ile hasbihal, Midjourney ile görsel dünya kurma, işin ihtiyaç duyduğu hareketlendirme türüne göre bazen Luma, bazen Runway, bazen Kling. Seedance 2.0 geldi, onu henüz denemedim. Ses tarafında Elevenlabs, müzik için Suno favorilerim. Son düzenleme ve kurgu ise klasik post-prodüksiyon alışkanlıklarla ilerliyor.
En çok kullandığın yapay zekâ aracı hangisi?
Merve Kurtuluş: Midjourney.
Deneyip verim alamadığın ya da arayüzüne bir türlü alışamadığın araçlar oldu mu?
Merve Kurtuluş: Deneyip bıraktığım birçok araç oldu. Birinin arayüzü çok kalabalıktı, birinin çıktı kalitesi vadettiğini vermedi derken yaptığı işi iyi yapan sadece birkaç araçla daha temiz ilerlenebileceğini gördüm.
Yapay zekâyla yaptığın ilk denemelerden çıkan bir işi bizimle paylaşır mısın?
Merve Kurtuluş: Benim için ilk gerçek eşik Teomanın klibiydi. Uzun yıllar metin üzerinden düşünen biriydim, orada ilk kez bir projede rolüm doğrudan görsel üretmek oldu. Midjourney ile klibin görsel dünyasını kurmak, yazarlıktan görsel anlatıya geçişimin somut anıydı. O iş benim için “yapay zekâ ne yapabiliyor?” sorusundan çok, “ben yapay zekâyla ne yapabiliyorum?” sorusuna geçtiğim yerdi. İlk kez üretim alanımın fiziksel olarak genişlediğini hissettim.


Son dönemde yapay zekâ kullanarak üretip gurur duyduğun bir işin var mı?
Merve Kurtuluş: Tek bir iş söylemek zor, çünkü farklı projeler farklı eşiklerdi. Ama iki tanesi özellikle öne çıkıyor. Cakes of Codes ilk solo sergim olarak önemli bir eşikti. Herkesin kendi duygularını yediği, kodlardan oluşan bir pastaneydi. Yapay zekâyla üretilmiş işleri bir sergi bütünlüğü içinde mekana taşımak üretimimin ölçeğini değiştirdi.

Diğer yandan Ghosting Horizon bambaşka bir yerde duruyor. The Wrong Biennale kapsamında yer alması önemliydi ama benim için asıl değerli olan bu işte yapay zekânın sadece bir araç olmaması, işin kavramsal sorusunun bir parçası olmasıydı. “Makinenin içinde bir hayalet var mı?” sorusu yaratıcı öznenin yapay zekâ çağındaki yerini tartışıyordu. Sanatçının imzası yapay zekâyla birlikte yok mu olacak, bunu sorguluyordu. O noktada yapay zekâyla sadece üretmediğimi, makinenin tiniyle birlikte düşünmeye başladığımı fark ettim.
Yapay zekânın gelişimi kariyer hedeflerinde bir değişiklik yarattı mı?
Merve Kurtuluş: Üretim alanım katmanlandı diyebilirim. Uzun yıllar reklam yazarlığı yaptım, hikaye kurma refleksim vardı ama görsel üretim alanına bu ölçekte gireceğimi düşünmezdim. Bir diğer önemli dönemeç, ressam Mehmet Sinan Kuran ile gerçekleştirdiğimiz işbirliği oldu. Yapay zekâ temelli üretimin geleneksel bir resim pratiğiyle yan yana durabileceğini ilk elden deneyimlemek benim için gerçek bir eşikti. Bu çalışma Ankarada CerModernde ve İstanbulda Muse Contemporaryde sergilendi. Sonrasında uluslararası fırsatlar doğdu.

Sacred Data: The Technological Metamorphosis of Faith işim Londradaki Cluster Photography & Print Fair kapsamında sergilendi. Wholeness Feels Wrong, The Donut (W)hole pavyonunda Londrada yer aldı. Ghosting Horizon ise The Wrong Biennale, Ghost in the Machine pavyonu kapsamında Milanoda sergilendi. Yapay zekâyla üretim alanım genişledikçe, bunun yalnızca bir araç meselesi olmadığını gördüm. Yeni bir üretim biçimi doğuyorsa, insanlık tarihindeki en çarpıcı değişimi yaşıyorsak, bunun tarih içinde nasıl konumlanacağını da çalışmak gerekir diye düşündüm. Bu nedenle İstanbul Teknik Üniversitesinde Sanat Tarihi yüksek lisansına başladım. Şu an üretim pratiğimle eş zamanlı olarak yapay zekânın estetik ve kavramsal etkilerini araştırıyorum ve tezimi bu dönüşüm üzerine kurmayı planlıyorum. Kariyer dediğimiz şey zaten tek bir çizgi değil, ben sadece bunu daha görünür bir şekilde deneyimledim. Sözün özü, çok değişiklik yarattı.


1 yıl sonra sence üretken yapay zekâ araçları hangi seviyede olacak?
Merve Kurtuluş: Bu soruya net bir cevap verdiğini iddia eden birine biraz şüpheyle yaklaşırım. Bu sistemleri geliştiren şirketler bile bir yıl sonra tam olarak neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlar. Özellikle büyük dil modelleri söz konusu olduğunda. Çünkü bu sistemler lineer ilerlemiyor. Sıçramalar, beklenmedik davranışlar ve yan etkiler üretiyor. Yapay zekânın teknik gelişimi hızlı, ama toplumsal ve kültürel adaptasyonu daha yavaş.
“Yapay zekâyı bir trend olarak takip etmek değil, kendi merakının içine yerleştirmek gerekiyor.”
Yaratıcı sektörlerde çalışmayı hayal eden ya da bu alana yeni giren bir gence, yapay zekâ konusunda nereden başlamasını önerirsin?
Merve Kurtuluş: Çok klişe gelecek ama gerçekten merak. Yapay zekâya “hangi aracı öğrenmeliyim?” diye değil, “neyi merak ediyorum?” diye yaklaşmak gerekiyor. Çünkü araçlar değişiyor, güncelleniyor, kapanıyor. Ama merak kalıyor. Neye meraklıysan, nerede eforsuz bir şekilde anda kalabiliyorsan orayı deşmek. Yapay zekâyı bir trend olarak takip etmek değil, kendi merakının içine yerleştirmek. Bugün yaşadığımız dünya sürekli dikkatimizi bölüyor. Hep bir sonraki şeye geçiyoruz. Yapay zekâ da bazen o hızın bir parçası gibi görünebiliyor. Oysa en verimli an, sadece merak ettiğin için orada olduğun an. Zorlamadan, anda kalma kaygısı olmadan. Merak ettiğin şeyi yapay zekâyla kurcalamaya başla. Gerçek tutkun neyse (mühendislik, müzik, moda, mimari, sinema, tıp, felsefe) yapay zekâyı onun içine entegre et. Yoksa yapay zekâ seni sürükler. Sen yapay zekâyı sürüklemelisin.
“Gerçek tutkun neyse, yapay zekâyı onun içine entegre et. Yoksa yapay zekâ seni sürükler. Sen yapay zekâyı sürüklemelisin.”
“Yapay zeka” ve “yaratıcılık” kelimeleriyle tek cümlelik bir tespit ya da motto üretir misin?
Merve Kurtuluş: Yapay zeka, “başka türlü” üretmeme imkan verdi.
Türkiyeden ve dünyadan, yapay zekâ ile üretilmiş ve çok beğendiğin birer iş paylaşır mısın?
Merve Kurtuluş: Türkiyeden Türk Hava Yolları x Refik Anadol, Inner Portrait işini seçerim. Yapay zekâyı yalnızca estetik bir araç olarak değil, insan verisini duygusal bir anlatıya dönüştüren bir sanat pratiği olarak konumlandırmasıyla dikkat çekmeli bence. Refik Anadolun veri heykelleri yaklaşımıyla, katılımcıların beyin verileri görselleştirilerek kişisel bir “iç portreye” dönüştürülüyor. Bu iş birliğinin MoMA gibi kurumsal bir sanat alanına taşınması, yapay zekâ tabanlı işlerin artık deneysel değil, ana akım sanat bağlamında da yer bulduğunu gösteriyor. Dünyadan ise Berlin merkezli yaratıcı stüdyo The Dor Brothersı takip ediyorum. Ürettikleri videolar üretken yapay zekânın sınırlarını güncel olarak temsil ediyor.
Görsel: Merve Kurtuluş







