Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı

Istanbul Autoshow 2012 Bölüm 3: Süpersporlar

Istanbul Autoshow 2012 Bölüm 3: Süpersporlar

En son ne zaman hayal kurdunuz? Soruyu biraz daha zorlaştırayım; en son hangi hayalinizi gerçekleştirdiniz? Hayatın akışına kaptırmışken böyle bir soru kafa karıştırıcı gelebiliyor insana. Biraz daha ileriye gideyim; çocukken kurduğunuz hayallerden hangilerini gerçekleştirebildiniz?
“Otomobil başlığı altında bu sorular neden?” diyecek olursanız cevabım basit; bu yazıdaki bahsedeceğimiz araçlar, belki de otomobil kullanıcılalarının %99’u için zihinlerinin bir köşesinde, güzel bir rüya olarak yaşayan Süperspor otomobiller.

Bugatti ile başlayalım. 1998 yılında Volkswagen Group tarafından satın alınan Fransız asıllı markanın fuardaki aracı Veyron Grand Sport modeliydi. Üstü açılabilen aracın standart versiyonla aynı güce sahipken üstü açık olduğu durumlarda yalnızca(!) saatte 369 kilometre hıza çıkabiliyor olması gibi bir durumu var. Elbette rekor sayılabilecek performans değerlerinin bir de mali karşılığı var ki Bugatti Veyron Grand Sport için bu değer yaklaşık 10 milyon TL.

1001 beygirlik güce sahip Bugatti Veyron’un yanından ayrıldıktan sonra “bundan daha çarpıcı bir araç olamaz” diye düşünenler varsa koşarak Ferrari standına gitmeliler. Nitekim böylece, bir otomobilde estetiğin –ve belki de kırmızı rengin- ne kadar çarpıcı olduğunu tekrar hatırlama fırsatları olur:)
Ferrari’nin en yeni modeli -ve ‘amiral gemisi’- olan F12berlinetta, boyutları, rengi, dış tasarımı ile o kadar etkileyici bir görünüme sahipti ki bir süre sadece izleyerek bu güzelliğin keyfini çıkarmayı tercih ettim. Kendimi toparlayıp etrafında gezmeye devam edip detaylarını farkettikçe bir süre önce çıkan lansman fotoğraflarında gözüme batan birkaç detayın bile aslında araç ile mükemmel bir bütünlük içinde olduğunu farkettim. Sanırım araçtaki en ilginç detaylarından biri de markanın Formula1 geçmişine bir gönderme yapan, tamponun ortasında bulunan Formula1 tarzı fren lambası.

Ferrari standındaki diğer araçlardan biri ise bir çok otorite tarafından “en iyi sürücü otomobili” olarak gösterilen 458 Italia modelinin üstü açılabilen versiyonu olan 458 Spider modeli. Ortadan motorlu olması sayesinde –ya da bunun bir sonucu olarak- tipik önden motorlu araçlara göre çok daha farklı bir duruşu olan 458 şu anda Ferrari’ler içinde bile özel bir yere sahip.

Fuardaki bir diğer üstü açılabilir Ferrari modeli de Ferrari California. Beyaz gövde rengi, açık-kahverengi iç mekanı ve diğer Ferrari modellerine göre daha sakin olan tasarımı bile California’nın çılgınca bir performans değil de prestijli bir spor araba konumlandırmasının güzel göstergeleri. Ancak söylediklerim sizi yanıltmasın; aracın motoru onu 4 saniyeden daha kısa sürede saatte 100 kilometre hıza çıkaracak kadar güçlü.

Fuardaki son Ferrari ise tanıtıldığı günden beri en sevdiğim Ferrari modeli olan Ferrari FF. 3 kapılı bir “Shooting-Brake” olarak adlandırılan gövde yapısı ve karmaşık 4 tekerlekten güç aktarım sistemi onun tamamen farklı bir Ferrari modeli olmasını sağlıyor.

Ferrari ile birlikte FerMas tarafından Türkiye’ye getirilen bir diğer marka Maserati ise Ferrari’lerin tam karşısında yerini almış. Standın merkezinde GranTurismo Sport modeli ve etrafında GranTurismo, GranCabrio ve Quattroporte modelleri sergileniyor. Performans olarak içlerinde en üst noktada bulunan model olan GranTurismo Sport, dışarıdan bakıldığında ön tamponu ile farklı olduğu açıkça vurguluyor. 2004’ten beri yollarda olan Quattroporte modeli ise yıllar geçmesine rağmen hala harika olan tasarımı ile spor-sedan otomobiller arasında ne kadar özel bir yere sahip olduğunu bu fuarda da bir kez daha hatırlatmış oldu.

Yazının başında çocukluk hayallerinden bahsetmiştim. Çocukluğumdan beri hayallerimde olan ve büyüdükçe, hayallerimde kalacağını farkettiğim otomobil olan Lamborghini Diablo’nun günümüzdeki hali olan Lamborghini Aventador’u yakından görmek benim için fuarın en keyifli anlarından biriydi. Yerine geldiği modeller olan Diablo ve Murcielago modelleri gibi Aventador da ismini boğagüreşlerinden alıyor. Daha spesifik olmak gerekirse Aventador modeli, 1993’te sergilediği mücadele sayesinde ödül almış bir boğanın ismini taşıyor. Aventador ile birlikte sergilenen ve Audi’nin R8 modeli ile ortak parçaları bulunan Gallardo modeli ise yakında yerini makyajlı versiyonuna bırakacak. 

İstanbul Autoshow 2012 ile yazılarımız önümüzdeki günlerde devam edecek. Fuarın da 11 Kasım'a kadar devam edeceğini de tekrar hatırlatmış olalım.