SXSW 2026’da yapay zekâyı hayvanlar arasındaki iletişimi anlamak için kurulan Earth Species Project’i anlatmak üzere eş-kurucusu Aza Raskin sahneye çıktı. Gezegenimiz üzerinde 8 milyon canlı türü bulunuyor. İnsanlık olarak ise sadece bir tanesini anlayabiliyoruz. Earth Species Project de farklı dil ve iletişimlerin gelişmiş yapay zekâ modelleri eğitildiğinde oluşan çok boyutlu görsel ilişki ağıları üzerinde çalışarak türler içinde gerçekleşen iletişimi anlayabileceğimiz bir kapı aralamaya çalışıyor.
İnsanlık olarak insan dışı canlıların çıkardığı seslerin zenginliği ve genişliğinin pek de farkında değiliz. Aza Raskin oturumunun açılışını sakallı fokların çiftleşme çağrısı olarak çıkardığı sesi dinleterek başladı. Önce sadece sesi dinletip ardından hangi hayvana ait olduğunu tahmin etmelerini istedi dinleyicilerden. Öyle ki dinlediğinizde ilk tepkiniz balina olabilir, ikinci alternatif olarak ise uzaylıların inişe geçtiğini düşünmeye başlayabilirsiniz.

İdrak edemediğimiz, bilemediğimiz iletişimler
Sakallı foklar bu sesleri bir çağrı olarak kullanıyorken, biz de hayvanların nasıl sesler çıkardığı konusunda özgüvenle bilgimiz olduğunu düşünüyoruz. Oysa sadece küçücük bir kesiti hakkında bilgi sahibiyiz. Öyle ki aslında birçok şey henüz keşfedilmedi. Örneğin yeşil pasifik papağanları (Green-rumped parrotlet) ebeveynler olarak yeni yavruları doğduğunda ilk birkaç haftayı civcivlerinin kulağına eğilip hayatları boyunca kullanacakları özel isimleri her birinin kulağına fısıldayarak geçiriyorlar.
Filler, yunuslar, belugalar, maymunlar ve daha birçok canlı türü de bunu yapıyor, birbirlerine özel isimler veriyor. Kişinin kendine dair bir isminin olması da kimliğimizin ve benliğimizin de en temel parçalarından birisi. Hepimiz isimlerimizle kendi benliğimizi toplum içerisinde bir yere koyuyoruz. Ancak birçok insan hayvanların da isimleri olduğunu bilmiyor.
Gezegenimiz evrenin tamamına baktığımızda ise ufacık bir kum tanesinden küçük yer kaplayor. İnsanlık olarak buradaki küçük aktörler olarak evrenin büyük bir kısmını asla deneyimleyemeyeceğiz. Evrenin devasa bir kısmına karşı adeta gözlerimiz mühürlü. Dünya ise evrenle kıyasladığımızda deneyimleyebileceğimiz, görebileceğimiz, anlayabileceğimiz sayısız deneyimi sunuyor. İnsan beyinimizin kısıtları ve perspektifinin dışına çıkabildiğimizde görebileceğimiz ve anlayabileceğimiz bambaşka dünyaları vadediyor.
Aza Raskin Léon Üniversitesi’ndeki biyologlarla birlikte kargalar hakkında yürüttükleri araştırmalarda kargalara küçük sırt çantaları koyarak gözlemlemişler. Kargalar civcivlerini genellikle ikili ebeveyn çiftler tarafından büyütüyor. Ancak burada kargaların civcivleri büyütürken komşular arasında yardımlaştığı ve tüm yavruları birlikte, adeta bir komün gibi büyüttüklerini gözlemlemişler. Keza buradaki kargalar arasında da kendi lehçeleri olduğu da görülmüş. Dışarıdan yeni bir yetişkin karga geldiğinde ise bu kargaya kendi lehçelerini ve ağızlarını öğreterek gruba dahil ediyorlarmış. Eğer yapay zekaya kargaların bu lehçelerini ve iletişimlerini veriseti olarak sunup eğitirlerse bu iletişimi anlamak için araç olabileceğini fark etmiş Earth Species Project.
Araştırmadan orta çıkan bir diğer sonuç ise kargalar arasındaki iletişimin %60-70’i uçarken çıkardıkları sessiz, kısa mesafeli, özel çağrılar yani aralarındaki fısıltılarmış. Yani biz kargaların çıkardıkları sesleri düşündüğümüzde hep yüksek ve rahatsız edici sesler aklımıza gelse de bu bilgi çok kısıtlı bir pozisyondan geliyor.

Yunuslar ise iletişim kurarken iki farklı kategoride bilgiyi birleştirerek iletişim kurduğunu keşfedilmiş. Birbirlerine özel isimler veren ve zamir kullanan yunusların kabaca iletişimi iki parçalı paketler halinde gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Bir tarafta imzalı çarğılar olarak sınıflandırılan isim ve kişisel bilgilerin yer alıren ikinci öbekte ise imzasız çağrılar, yani nesneler, eylemler, isim dışı bilgilerin yer aldığı paketler ile yunuslar iletişim kurabiliyor. Ve günümüzde bilim insanları sadece iletişimlerini bu denli yüzeysel bir aşamada çözümleyebiliyor.
İnsan dışı türlerin iletişimini anlamak
Bu gibi daha birçok örneği mümkün kılan araştırmalar sayesinde insan dışı türlerin kendi aralarında bir şekilde iletişim kurduğunu ve bilgiyi aktardığını görebiliyoruz. Dolayısıyla türler içi iletişim ve dil olduğu konusundaki bu hipotezlerle de artık aksini iddia edenlerin ispatlama vazifesinin olduğu bir bağlama kayıyor. Peki ya büyülü bir taş olmadan türler ve diller arasını iletişimi gerçekleştirmek nasıl olacak?
2017’de hayatımıza giren derin öğrenme teknolojisi ile dilleri çok boyutlu geometrik şekillere dönüşütürmek mümkün hale geldi. Büyük veri setilerini inceleyen derin öğrenme algoritmaları örneğin İngilizce dili üzerinde eğitildiğinde tüm kelime kavramların birbiriyle ilişkisini gösteren Yerleştirme Uzayı (Embedding space) bir görsel ortaya çıkıyor.

Aza Raskin, İngilizce üzerinde yaptığı çalışmada benzer kavramların kendi içindeki mesafenin de aynı olduğunu görmüş. Örneğin kraliçe ve prenses kelimelerinin bu şemadaki uzaklığı anne ile kız arasındaki ile aynı. Dolayısıyla Raskin, eğer bu kelimeler arasındaki çok boyutlu sudokuyu, yani her konseptin bir diğer konsept ile nasıl bir ilişkisi olduğunu çözümleyecek tutarlı bir sistem ortaya çıkarınca dili temsil edecek bir yapı ve ilişkiyi ortaya çıkarmış olacağını fark etmiş.
Earth Species Project’i ortaya çıkar temel soru ise İngilizce’yi temsil eden bu yapay zeka modelinin şekli ile İspanyolca’yı temsil eden şekli yan yana koyup eşleştirirsek nelerin ortaya çıkacağıymış. Dillerin kuralları, dil bilgisi kalıpları, çalışma biçimi çok farklı olsa da günün sonunda bir köpek ve onunla ilişkili kavramlar her dilde mevcut kavramlar. Ve her iki dildeki köpek kelimesi de çok boyutlu şekil üzerinde aynı yerde bulunuyormuş. Ve Raskin daha sonrasında Japonca, Aramice, Urduca, Fince gibi birçok dilin şekillerini oluşturmuş ve tüm şekillerin benzer bir form oluşturduğunu görmüş.

Yani aslında tüm insanlığın dilleri bir bakınca genel bütüncül bir insanlık dili şekline işaret ediyor. İnsanlık olarak birçok dili konuşuyor olsak da insanlığın kültürünü yansıtan ve insanları bir araya getiren ortak bir payda belirmiş. Hayvan iletişimini aynı yolla bir çok boyutlu şekilde dönüştürüp karşılaştırmayı değerlendirmiş fakat Raskin’in amacı bundan çok daha kapsamlı.
Algılayabildiğimiz tüm konseptler birer geometrik şekil
Dil için bir görsel şekil ortaya çıkarabiliyorsak, makine öğrenme benzer şekilde görseller için de bu geometrik şekili oluşturabiliyor. Görsel içindeki elementler arasındaki ilişkiye ve birbirlerine uzaklığına odaklanan benzer bir şekil bulutu bu da. Ancak konusu dil yerine imajlar. Dil şekli ile imajlar şekli arasındaki bu düzlem arasında bir karşılaştırma yaptığında da şekillerin benzediğini görmüş. Örneğin dil bulutu içinde “Kişi olarak Şili’nin portresi” tamlamasının görseller bulutu üzerinde de kavramın görsel karşılığına denk geldiğini görmüş. Benzer şekilde fMRI cihazıyla insan beynindeki hareketliliği veriye dönüştürüp yapay zekadan görselleştirmesi istendiğinde de o sırada kişinin gördüğüne yakın bir sonuç çıkıyor.

Yapay zeka dünyasının bu kadar hızlı ilerlemesinin bir nedeni de bir veri seti ve öbeklerin bulutu olarak gördüğümüzde iletişim, kod, ses, imajlar, videolar, müzik, davranışlar, dna, hareket, fMRI ve niceleri aynı şekilde oluşutup kıyaslanabilecek çok boyutlu şekillere, Yerleştirme Uzayına dönüşüyor.
Kavramsal olarak bu şekillerin her durumda ve farklı büyük dil molleri de kullanılsa sonunda benzer şekilleri ortaya çıkarması ve bunların karşılaştırılabilir olması ile türler arası yeni bir anlayış ve perspektif sunulabileceğinin de mümkün olduğunu düşündürüyor Earth Species Project ekibini. Dünyadaki iletişimin tüm formlarını ve biçimlerini kaydedebileceğimiz, eğitebileceğimiz ve Yerleştirme Uzayında görselleştirebileceğimiz bir geleceğin mümkün olabileceğini vurguluyor Raskin.

Türler arası anlayışın etik bağlamı
Hayvanlar bizim jenerasyonlar boyunca bizim algılayabileceğimiz sınırların dışında iletişim kurabiliyorlar. İnsanlar 20 kHz’e kadar duyabilirken belugalar 120 kHz’e kadar duyabiliyor. Ancak yüksek frekanslar suyun altında çok uzağa hareket edemiyor. Belugalar ise bu yüksek frekansları kanalı en yakınlarındakilerle iletişim kurmak için kullanıyor. Birbirlerine temas ettikleri anda dahi ortaya çıkan titreşim bir iletişim formu olabilir.
Ayna testi olarak bilinen, öz benlik ve farkındalık testinden ise yunusların, orkaların, Asya fillerinin, goril, şempanze, bonoboların, saksağan, karga, güvercin, hayalet vatoz ve maviçizgili çırçır balığının geçtiği bilinmekte.
Hayvanlar eğer kendi aralarında iletişim kuruyorsa ve üyelerinin özel isimleri de varsa, deneyimleri ve başlarından geçenler hakkında da konuştuklarından ve bir bakıma bir özbenlik ve kimlikten de bahsedebiliriz. Lemurların keyif ve haz amaçları kırkayakları kemirdiğini, yunusların balon balıkları irite edip etrafa püskürdüğü savunma sıvısıyla eğlendiği, içinden dışarıya sesi geçirmeyen Baobab ağaçlarının içine maymunların girip deşarj olduğu biliniyor. Şempanzeler de parlak kristallere insanlar gibi ilgi duyuyor. Orangutan bebekler de basit sihirbazlık oyunlarına gülerek tepki veriyor.
My Octopus Teacher ve anlayış ile kazanılan empati
Earth Species Project, makine öğrenme ve teknolojinin sunduğu bu kavramsal ilişkilendirme imkanını hayvanların kendi içindeki iletişimi anlamak ve insanlığın henüz yüzünü dönmediği bambaşka bir dünyaya perde aralamayı hedefliyor. Hayvanları ve onların iletişimlerini anlamak, onların kültürlerinin, geleneklerinin ne gibi engin öğretiler barındığını görmeyi arzuluyor. Örneğin kambur balinalar 34 milyon yıldır bu gezegendeler ve farklı gruplar arasında özgün kültürler olduğu biliniyor. Örneğin Avustralya kambur balinalarının ürettiği şarkıların tüm dünyada viral olduğu ve farklı coğrafyalarda da senelerce diğer kambur balinalar tarafından söylendiği gözlemlenmiş.
Konunun etik tarafında kendini sadece anlamaya odaklanarak konumlanan proje, türler arası iletişimi ve dialogu önceliklendirmenin akıllıca olmayacağını savunuyor. Çünkü ne söyleyeceğimizi bilmeden, dinlemeden konuşmanın ne sonuçlar ortaya çıkaracağını da bilemeyiz. Örneğin, vefat etmiş bir filin çağrısını hoparlörden çalan bilim insanlarının daha sonrasında hem evladının hem de arkadaşlarının önce heyecanlandığını sonra onu bulamamanın verdiği büyük bir stres altına girdikleri gözlemlendi. Veya benzer şekilde kambur balinaların şarkılarının arasına viral meme olması için yeni bir şarkı öğretip kültürlerini bulandırmaktansa onların hangi konularda iletişim kurduğunu bilip anlamanın değeri kat kat daha büyük.
Aza Raskin konuşmasının sonunda My Octopus Teacher belgeseline atıfta bulunarak o yapımı izledikten sonra ahtapot yemeyi bırakan var mı diye sordu ve birçok olumlu yanıt ile karşılaştı. Çünkü türler arasındaki iletişimin nasıl farklı yollarda gerçekleşebileceğini ve empatinin anlayış ile mümkün olduğunu belirtti. Earth Species Project ise çok büyük ölçekli bir My Octopus Teacher empatisini yaratma amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.

Görsel: SXSW
İnsan-Hayvan İletişimi İçin Yapay Zekâ Projesi: Earth Species Project
![Hayvanlar Konuşuyor, Yapay Zekâ Onları Anlamamıza Sağlayabilir Mi? [SXSW 2026]](https://bigumigu.com/wp-content/uploads/2026/03/bigumigu_sxsw_earth_species_project_aza_raskin_5-1300x680.jpeg)






