Yaratıcı bünyeler için günlük besin kaynağı

Akıllanan teknolojiler ile  yeni kimliğin artık ‘yüzün’

Akıllanan teknolojiler ile yeni kimliğin artık ‘yüzün’

Bilim kurgu filmlerinde izlediklerimizi bir bir yaşadığımız şu günlerde akıllı ürünler ve yüz tanıma sistemleri ile hayatımız daha mı kolaylaşacak yoksa daha mı bir paranoyak olacağımızı ilerleyen günler bize gösterecek.

Geçen yıl Japonya metro istasyonlarında kullanılmaya başlanan Acure Akıllı Otomat Sistemi yakın zamanda hem tüketici hem de markalar açısından bizi nelerin beklediğini gösteren ilk örnekti.

Acure, 47 inch’lik dijital ekranı ile ürünlerin teşhirinde ve stoklanmasında bir çok yenilik getirirken, üzerinde bulunan kamera sistemi ile otomatı kullanan kişilerin yaş ve cinsiyetlerini algılayabiliyor ve bu verileri kaydediyor. Böylelikle sistemi kullanan markalar gerçek zamanlı olarak hangi ürünün ne zaman daha çok satıldığını, hangi yaş ve cinsiyetin tercih ettiğini takip edebiliyor. Hatta bakan kişinin cinsiyeti ve yaşına göre ya da hava şartlarına göre özel reklamlar gösterebiliyor.

Japonya’daki yüz tanıma sisteminin entegrasyonu sadece otomatlarla sınırlı değil. NHK Bilim ve Teknik Araştırma Laboratuarları’nın üzerinde çalıştığı kameralı bir televizyon ve yazılım ile o anda televizyonu izleyen kullanıcıların gösterilen içeriğe ilgilerini, konsantrasyonunu ölçebiliyor. Hala geliştirilen yazılım izleyicinin ilgisini yüz mimiklerini takip ederek, konsantrasyonunu ise televizyondan gözlerini ayırmadan bakma zamanına göre analiz ediyor.

© techon.nikkeibp.co.jp

© techon.nikkeibp.co.jp

Gelişmeler ve kullanım alanları ağırlıklı Japonya gibi görünse de diğer ülkelerde de çalışmalar yavaş yavaş başladı. Intel kiosklar, otomatlar, dijital ekranlar gibi bir çok mecrada kullanılabilecek bir uygulama geliştirdiklerini ve markalar ile test yayınında olduklarını kısa bir zaman önce açıkladı.

© Maxwell Henderson, Los Angeles Times

Intel’in sistemini ilk deneyenlerden Adidas, Amerika ve İngiltere’deki bir kaç mağazasında dijital reklam alanlarının içeriklerini yaş ve cinsiyete göre kişiselleştiriyor. Böylelikle 40 yaşında bir kadın mağaza ekranına baktığında, onun yaş ve cinsiyetine uygun ürünler ile mağazada alışverişe yönlendiriliyor. Kraft ise Intel’in sistemini marketlerde denemek için proje geliştiriyor.

Japon firmalardan NTT Docomo’nun geliştirdiği akıllı ekran prototipleri ise Intel’den biraz daha farklı. Sistem ekrana bakan izleyici sayısı ve izleyicilerin tepkilerine, mimiklerine göre gösterdiği reklamları değiştirmeye odaklı. Projenin ilk senaryolardan biri, alışveriş merkezlerinde reklamı gösterilen restoranın doluluk oranını gösterme, o anda az sayıda kişinin olduğu restoranlara yönlendirme yapılması.

Projelerin sanal dünya yansımalarına bakarsak yüz tanıma sistemi uzun zamandır dijital projelerde kullanılıyor. Akla ilk gelenler ise arttırılmış gerçeklik projeleri. Özellikle yeni bilgisayarlarda kamera sisteminin entegre gelmesi ile bu projeleri daha çok görür olduk. 2009’da çoğumuz bilgisayarımızın kamerasını açıp Transformers sitesinde Optimus Prime olarak nasıl göründüğümüze bakmadık mı?

Microsoft’un oyun konsolu Xbox’ın, Kinect sensorü ile yüz tanıma sistemine sahip olması ve yakın zamanda aynı Apple gibi uygulama geliştirme paketini kullanıcılara açması ile yapılacaklar hayal dünyası ile sınırlı hale geldi. Kinect’in yüz tanıma özelliği ile geliştirilen projelerden en dikkat çekeni, MIT Media Lab’ın video konferans uygulaması.

Uygulama, oturumda o sırada konuşan insanı netleyip ekranın geri kalan kısmını odak dışı tutan bir fokus mekanizması ile çalışıyor. Ayrıca toplantıdaki herkesin bilgileri bir etiket olarak kafasının üstünde yer alıyor. Böylelikle kim kiminle görüştüğünü biliyor.

Yüz tanıma ve etkinlik konusuna bakacak olursak… Geçen sene Coca-Cola İsrail‘in Facebook Beğen Yaz Kampı projesinde, festivale katılanlara RFID’li bileklikler verilmişti.

Kullanıcılar bilekliklerini alan içindeki aktivitelerde göstererek anında Facebook’ta paylaşabiliyorlardı. Bu yıl aynı teknoloji Türkiye’de de Koçfest, Efes Pilsen One Love Festivali ve Rock’n Coke’ta da kullanıldı.

Kullanılan tek seferlik RFID’li bilekliklerin maliyeti düşünülünce kafasında soru işareti olanlar için, yine aynı ekip (Coca-Cola İsrail), bu yılki festivalde yüz tanıma sistemini kullandı. Alana girişte Facebook hesabı ile suratını eşleştirenler, festival boyunca yaptıkları aktivitelerin sosyal medyaya otomatik gönderim yapabilmesi için artık yüzlerini göstermeleri yeterli oldu.

Nereye gidiyor bu teknoloji diye düşününce…

Yakın bir gelecekte diyelim ki bir etkinlik yaptınız; etkinlikte kullanıcılarınızdan izinli olarak yüz datalarını aynı Coca-Cola’nın yaptığı gibi aldınız. Etkinliğinize katılan kişiler daha sonra alışveriş merkezine gittiler. Alışveriş merkezinde yer alan dijital ekranlarda yüz tanıma sistemi entegre olduğunda, bunu Facebook hesabı ile birleştiren bir kişiye “Aygül selam, geçen hafta Facebook’ta beğendiğin şu ürün indirime girdi, koş.” diyebileceğiz.


Özetle; dijital dünyadaki kişiselleştirme ve kullanıcının hareketlerini takip etme yavaş yavaş mecra bağımsız bir hale dönüyor. Teknoloji gelişirken tabi en büyük sorun verilerin güvenliği! Benim yüzümün şekil şemalinin nerede saklanacağı, bu bilgileri kimin koruyacağı gibi önemli konuların çözümlenmesi lazım. Şu anda bu tür verilerin nasıl korunacağı ile ilgili henüz netlik olmadığından uygulamalar ağırlıklı olarak yaş ve cinsiyet olarak geliştiriliyor.

Olayın başka bir boyutuna bakmak gerekirse, Londra polisi 2012 Olimpiyatları için geliştirdiği yüz tanıma sistemini, Londra ayaklanmalarından sonra ortaya çıkacak yeni olaylarda kişileri teşhiş etmek için kullanacağını belirtti. Güvenlik birimlerinin bu sistemleri kullanımı yaygılaşacak ve yüzümüz artık her gittiğimiz yerde evde unutamayacağımız birer kimliğimiz olacak. Kimlikte güzel görünmek için kendinize iyi bakmayı unutmayın :))

Bu yazı 15 Eylül 2011 Marketing Türkiye IP dergisinde yayınlanmıştır.