Neredeyse bir yıl önce yine bir VW "satış sonrası hizmetler" reklamını haber yapmıştım. Medina Turgul DDB yine gönlümü çeldi ve bir Volkswagen servis reklamıyla daha karşınızdayım (Arda'ya bilgiler için çok teşekkürler).
Volkswagen'in orijinal servis kullanmanızı salık veren ilanları ve radyo spotu:
Marka, isminin dilimizde söylenmesinin zorluğunu değer haline getirebilmiş ya bu işlerde, helal olsun derim. Önce de haber yapmıştım dediğim işi de Carluvr'da yazmıştım.
HSBC de zamanında böyle bir yolu tercih etmişti. "Farklı bakış açıları dünyamızı zenginleştirir" mesajını vermeye çalışıyordu; ancak orada mesaj çok çiğ duruyordu. Burada ise cuk oturmuş, radyo spotunu daha başarılı buldum. Wolfsburg'dan dolayı biraz kırgınım W harfine. "Aaaah Beşiktaşım ahhh!" diye yanıyor ve vosvos diyip ayrılıyorum...
neden folkswagen demememiz gerektiğini anlayamadım bir türlü. l harfine bastırmayacağız ve e harfini ı ile birleştireceğiz. doğru telaffuzu şekilde bence. o zaman birileri de gider porsche ye porş der ağzınız açık kalır. basılı işler gerçekten çok iyi. bir de carluvr daki kötü servisin izi temalı filmle birlikte radyolarda çıkan bir versiyonu var pardon pardon yanlış getirdim diyen. o da çok etkiliydi.
Öte yandan Lancia'nın da "lança" diye okunduğunun farkındayım ;) Bir Hyundai kafamızı karıştırdı. Türkiye'de yıllarca "hunday" diyip, batıda daha "hiandey" gibi bir söyleniş benimsetilince ambale olduk.
eskiden teleffuz hatalarına gülerdim, ama sanırım daha az gülüyorum :) algıladıkları gibi okumakta özgür insanlar, bilmek zorunda değiller hangi dilde,nasıl olkunur vs...
ama iş marka olunca bunu dillere yerleştirmek markanın görevi işte...
Bir otomotiv markasının bu şekilde Yetkili Servis girişimi marka ve değerler açısından takdir edilesi. Ki bu Doğuş Otomotiv'in ilk yetkili servis kampanyası girişimi değil. Daha önce de birkaç kez olmuştu.
Diğer yandan,ister istemez bir söz söyleyesi de geliyor insanın gördüğü onca durumdan sonra :)
dimi telaffuz hatalarına gülmek değil de, doğru telaffuzu yaymak diyoruz. nasilokunur.com gelişmeye başlamış bu iş için. hayırlı bir girişim. zira; Maurice Lacroix yi hâlâ telaffuz edemiyorum. bu arada beaureve bunu sen yaptın dimi :) çok orijinal olmuş, haramidere serviste mi yaptırdın yoksa.
Doğrudur. Bir marka, bizlere diğer müşteri kitlelerinden farklı olarak, bir premium hissi yaşatıyorsa o markanın müşteri kitlesi olarak – dışarıdan eksi olarak görülse de -bazı noktalarına katlanacak olmamız normaldir. Bu bazen maddidir bazen manevi. ( bknz. Her güzel şeyin, bir bedelinin olması )
Ancak şöyle bir durum da var ki, VW ( daha doğrusu VW adı altında Doğuş Otomotiv ) adı ile bazen çelişen “premium”luk oyununda. VW Group içerisinde yer alan Audi’nin premium olarak davranmasını sanırım çoğu kişi garipsemez. Çünkü dün de bugün de meşhur 4 halka belirli bir prestij içerisinde hareket etmiştir. Motorsporlarında yer almış, Torsen diferansiyeli ile Quattro’yu yaratmış ve pistlerde fırtına estirmiş, motor geliştirme yeteneği ile S Model serisine imza atmış, ve daha nicesi. VW ise 90’ların sonlarına doğru Polo ve Polo Classic serisi ile “yeniden” ve birden doğmuş, ardından Golf ( IV ) ile bir “halk efsanesini” tekrar ortaya çıkarmış, Passat ile marka açısından çıkabileceği max. noktaya ulaşmıştır. ( Her ne kadar Phaeton mevcut olsa da. ) Bugün Phaeton’un potansiyel müşteri kitlesinin çoğu zaman Audi ve benzer Alman markalarına kayması, bizlere VW’nin premium iddiasının da belirli bir noktaya kadar olduğunu sanırım gösterir ki, bugün benim gibi otomotiv ile sıklıkla haşır neşir olanların Doğuş Otomotiv eleştrileri bu noktada toplanır. Bunun eğer bir kritik olarak nitelendirilmesi gererkirse, ortadaki sorun marka geçmişi ve “simgelediği kimlik” ile Doğuş Otomotiv’in pazarlama faaliyetlerinin bazen ayrı noktalara kaydığıdır.
Demek istediğim, VW eskiden ( örneğin ilk Bettle ile başlayan ) daha sevimli ve gerçekten yaşanılması gereken bir ruhu temsil ediyordu. İlk Polo, Golf, Bora ve Passat dörtlüsü belirli fiyat skalaları ile aşırıya kaçmadan bilinen VW kimliğinin devamı idi. Ancak ne zaman Doğuş Otomotiv VW’yi bir “lüks” Alman markası imajına sokmaya başladı, kırılma noktaları ortaya çıktı. Aslında VW’nin kendisi de ikinci nesil Bettle hüsranı ile VW markasının aslında “kaygan” bir zemin üzerinde olduğunu farketti. Bu konu içerisinde VTS’nin dediği gibi “ederinden fazla fiyatlar” ile araçlar pazarlanmaya başlandı. Her şirket karını yükseltmek ister, buna bir sözüm yok. Ancak, bu kar yükseltme çeşitli markalara sahip insanlar arasında bile bir “sorun” olarak konuşulduğunda ortada farklı bir durum var demektir.
Şu günlerde başka bir markanın fiyat ayarlaması ile satışlarını “patlattığı” yeni modeli Doğuş Otomotiv’e bir ders olmalı ayrıca. Türkiye’de neredeyse hiç reklam yapmayan bir markanın birden VW’nin hakim olduğu segmentte 5.000 küsürlü rakamlarda satışa yükselmesi, ( lider olmasına sadece 80-100 adet kaldı ) yapılan onca “imaj” kampanyasını da sorgulatmalı. Demek ki, ortada VW’den – özellikle Doğuş Otomotiv’den - kaynaklanan bir “memnuniyetsizlik” var ki, müşteriler birden rota değiştirebiliyor. VW’ye Türkiye’de bir Premium marka diyorsak, diğer Premium markaların müşterisi gibi sabit ya da en azından markasını koruyan kitle olmasını beklemem sanırım yanlış olmamalı.
Bu konu hakkında – özellikle bir otomotiv markasının gerçek hayattaki faaliyetleri ile Premium imajının karşılaştırılması konusunda – söylenecek çok söz var. Lafı da çok uzattım farkındayım. Söylemek istediklerimi söyledim diyerek nokta koyma vakti :)
Son olarak demeliyim ki, bunlar benim dile getirdiklerim. Yanlış anlaşılmaması, bigumigu’ya mal edilmemesi, bu sözlere bakılarak hareket edilmemesi rica olunur. Sadece bir kişisel değerlendirmedir.
Evet tiryaki ben yaptım. Teşekkür ederim ilgin için :) Haramidere serviste değil de, Marmara bölgesinde başka bir serviste bir işlemimiz oldu :) Bir başka tanıdığımız da Jetta dış dikiz aynasına 800 TL ödedi :P ( VW Jetta TSI 170 Hp Highline DSG )
Yorum yapmak için
- sisteme kayıt olabilir,
- Bigu üyesi iseniz burdan giriş yapabilirsiniz.